HABERLER
Ağu 01
28 Şubat, Ergenekon'nun Odalarından Biridir

Konu:Haberx yazarı Hülya Okur, 13 Mayıs 2011 tarihinde…

Haberx yazarı Hülya Okur, 13 Mayıs 2011 tarihli yazısında Eski Refah partisi Milletvekili, 28 Şubat önemli isimlerinden Şevki Yılmaz ile yaptığı röportajı paylaşmıştı. Kendi yaşamıyla ve siyasal yaşamıyla ilgili bilgiler veren Yılmaz, dikkat çekici ifadeler kullanmıştı. 

İşte 28 Şubat öncesinde ve sonrasında gündeme dair açıklamalarıyla dikkat çeken Şevki YIlmaz'ın, Hülya Okur ile yaptığı röportajın tamamı:

"Bu kez korkulardan emniyet veren bir kimseyi getirdim huzurunuza. Allah'ın kanunlarının üstüne tanımayan, gözünü yuman, başını eğen ve düşünmeyi bilen herkes için bir uyarıcı, bütün lezzetlerin imanda, bütün elemlerin delalatte olduğunu duyurmaya çalışan, Ahretimizden sorumlu bir devlet-millet adamı. Sadece dünyayı değil, ahireti gören gözlere sahip olmak ne güzel. O yüzdendir ki, gözlerini olmasa da sözlerini anlamaya çalışın istedim. Azminde kavi ve akidesinde rüsuh olana kadar çekeceğimiz her eziyette akıllarımıza 'Şevki Yılmaz' gelsin. diye "
Eski Karamürsel Müftüsü Ali Efendi'nin (r.a.) oğlu olarak 1955`de İzmit`te doğdunuz. İnsanların size olan sevgisinin altında hep babanıza olan hürmet mi yatıyordu? Nasıl bir baba ve onun çocuğu idiniz?
Gerçekleri, doğruyu, güzeli duyurmak adına yaptığınız bu röportajdan dolayı şahsınızda haberx ekibine teşekkür ederim. Rahmetli babamız gerçekten de örnek bir şahsiyet idi. Devamlı insanlara cehaletten kurtulmalarını ve ilmi teşvik etmiştir. Evimiz adeta bir yurttu. Eski, ahşap bir evimiz vardı. Annem bize analık yaparken, gelen talebelere de bakar her türlü ihtiyaçlarıyla adeta evlatları gibi ilgilenirdi…O dönemlerde rahmetli babamın rahle-i tedrisatından geçmiş ve bugün hayatta olanlar, ”Benim ikinci annem, senin annendir” derler.

“BABAM SABAH NAMAZINA KALKMA ALIŞKANLIĞI VERMEK İÇİN SİMİT SATTIRIRDI"

Kocaeli’ne çok eski tarihlerde yerleşmişiz. Aynı zamanda amcam Hafız Salih Hulusi Efendi’de çok değerli bir alimdi. Çok talebe yetiştirdiler. Ağaç dikme meraklısıydı rahmetli babam. Ağaç dikerken, ziraatla uğraşırken talebelerini okutur ve dinlerdi. Devlet malının hukukuna çok riayet ederdi. Onun için müftülüğü sırasında bile hayvancılık yapardı, mesai sonrası hayvanlarla çarşı içinden tarlaya giderdi, bir şehrinin müftüsü olarak bağ-bahçe ile uğraşırdı, çünkü maaş yeterli değildi. Ne mevlütten, ne sohbetten, ne vaazdan asla para almamıştır… Katiyetle… Alın teri ile geçinmeyi şiar edinmişti, bizi öyle yetiştirdi, sabah namazına kalkma alışkanlığı vermek için bize simit sattırırdı. Karamürsel’de sabah namazı fırında simit kuyruğuna girer aldığım simitleri satardım. Neden yaptığını şimdi anladığım bir şey daha var, konuşma kabiliyetim artsın diye babamız, okul çıkışlarında nane sattırırdı bize. Tabi onlar, bugünkü tebliğimde, okul, mektep oldu bize.

“KÜRSÜYE İLK ÇIKTIĞIMDA 13 YAŞINDAYDIM…”

Küçük yaşta kürsüye çıkarttı, 13 yaşında cami kürsüsüne çıktım. İlk defa hanım kardeşlere, teyzelere konuşturttu, utangaçlığım geçsin diye. Kürsüye çıktığım o ilk gün, bir Çarşamba günüydü, Karamürsel’in Karabali Camisiydi. Rahmetli de arkadan dinlemiş, anneme akşam izlenimlerini anlatmış. Ve hemen birkaç hafta sonra da, Karamürsel’in Ereğli Camisinde Bayram namazı vaazına çıkarttı. Yaşım 13. Sorunuzda buyurduğunuz sevginin kaynağı, rahmetli babamın alim sıfatından ve O’na duyulan hürmet ve sevgiden kaynaklanıyor, Müftü Ali Efendi bir yıldızdır, Kocaeli’nde. İlmi Feraiz’de yani Miras Hukukunda Türkiye’de belki ilk beşe girecek büyük bir zat idi. Merhume Anam ve Merhum babamdan çok razıyım, Allah onlardan razı olsun. Onlar benim dua direklerimdir.
“BU SEVGİYİ RABB’İME BORÇLUYUM…”
Tabi bu sevgiyi, insan kendi elde edemez, ruh gibidir, elde tutulmaz, gidebilir, dönebilir, bu kişinin yaratıcısına olan sevgisiyle ilgilidir. Allah (cc) kendisini seveni topluma sevdirir. Halkımızın bize olan sevgisini Allah’ıma borçluyum. Çünkü her mü’min gibi O’nu çok seviyoruz. Tabi bir kişiyi toplumun bütünü seviyorsa o kişinin münafık (bukalemun) olması lazım. Allah’ın kulları arasında yaratıcımız, yaşatıcımız ve yöneticimiz olan Allah’ı seven olduğu gibi isyan edip tanımayan hatta inkar eden kulları varken seni, beni herkes nasıl sevebilir ki? O Allah ki hava veriyor, su veriyor, yediriyor besliyor, hayat bahşediyor, sayısız nimetlerle donatıyorken; tanımayan zavalılar var, şansızlar var. Allah o kullarına da kendisini tanıyıp, sevmeyi nasib etsin.

“HOCAMIZIN DİKTİĞİ ÇİÇEK, ÇANKAYA’DA GÜL, HÜKÜMET ÇİÇEĞİNE KONAN TAYYİBİ BÜLBÜL OLDU”, “BU ÜLKE EMIR ALAN BIR ÜLKE OLMAMALIYDI.”

Bu sevgi, dava aşkına da dönüştü. Şevket Kazan, ‘Refah Gerçeği’ isimli kitabında, sizin gençliğinizden bahsederken: ‘’Şevki Yılmaz, gençliğinde de ele avuca sığmaz bir dava aşığıydı” diyor. Bu aşıklık, kavuşulduğu noktada neden bitmedi?
Yapmacık sevgiler geçicidir, köksüz ağaç meyve vermez. Bu aşk, bize dinimizin verdiği insanlara olan merhametimizden kaynaklanıyor. Bir de bu vatanı çok seviyorum. Burası Anadolu’dur, bütün ülkelerin neşet ettiği, doğduğu yerdir. Mekke-i Mükerreme, insanlığın ilk merkezidir, ana baba ocağıdır. Dünya milletleri Mekke’den yeryüzüne dağıldılar. Sonradan Nuh tufanı ile insanlık Anadolu’dan yeniden yayıldı. Çokları Peygamberlerimizden Hz.Nuh babamızın Şırnak’ın Cizre ilçesinde yattığını bilmez. Keşke Türkiye onu tanıtabilseydi dünyaya. Türkiye çok kıymetli bir yerde, altına madenine benziyor, altın çok kıymetlidir, onun için Türkiye’ye haset edenler, göz dikenler çoktur. Bundan dolayı Anadolu’ya büyük bir aşkım var. Bu ülke bu konumu hak etmemişti. Bu ülke emir alan bir ülke olmamalıydı. Bu ülke, uyuşturulmamalıydı, morfinlenmemeliydi. İşte bu morfinlerin tesirlerini yoketmek için yollara düştük. Aslan, şimdi ayağa kalkıyor. Geçmişteki çile ve sıkıntılarımıza değmiş elhamdülillah. Yıllara varan mücadelelerin meyvelerini gördükçe Allah’a hamd ediyorum. Hocamız bir ciçek dikti Çankaya’da ‘Gül’, hükümet çiçeğine konan Tayyibi bülbül oldu. Yani emeklerimiz boşa gitmedi. Bir çiftçi gibi seviniyorum. Çiftçi ağacı diker, belki meyvesini kendi yiyemez ama sonunda görünce ‘Oh çile çektiğime değmiş’ der.

"ÇOK KÜÇÜK YAŞTA BANA DAVA AÇMAK İSTEDİLER…"

Siyasete çok eski atıldık biz. Milli Nizam’dan önce başladık. Şevket Kazan’dan da önce. Şevket Bey’le, Milli Selamet’te 73’te tanıştık ama biz Milli Nizam’ın çok küçük bir hatibiydik. Hatta bir yerde sohbet ettim diye beni şikayet ettiler. Cami kürsüsünde imalarda bulunduğumu iddia ettiler. Halbuki parti ismi ağzıma almadım. Yaşım küçük olduğu için ‘kurtuldum’. Bu hareket içinde hakkında ilk dava açılmaya teşebbüs edilenlerden biriyim (Elhamdülillah) Milli Nizam, sadece Kocaeli’nde seçime girdi ve arkasından kapatıldı. Şevket bey ile eski tanışırız. O’nu 1974 milletvekili öncesi Kocaeli’nde çoğu kimse tanımazdı, Adapazarlı’dır Şevket Bey. Rahmetli babam Karamürsel’e vaaza çağırırdı, o yolla tanındı ve sevildi.. Sonra da kendisiyle unutulamaz hatıralarımız oldu, severim kendisini sevdiğim ve saydığım ağabeylerimdendir.

“AHİRETE HAZIRLIK PARTİSİNE KEMAL KILIÇDAROĞLU’NUN ÜYE OLMASI LAZIM”

Siyasetteki aşamalardan bahsedeceğiz ama 28 Şubat’tan sonra gittiğiniz Almanya’dan 2004 sonunda Türkiye dönüşünüz sırasında ironik bir ifade kullanarak "Benim şu anda tek bir partim var, o da (AHP) yani Ahirete Hazırlık Partisi." demiştiniz. Ben de ironik olarak sorayım, bu partinin çalışmaları nasıl gidiyor?
Tebrik ederim Hülya Hanım, iyi araştırarak gelmişsiniz. Ahirete Hazırlık Partisi bitmez, tükenmez. İnsanlar biter, ahirete yolculuk bitmez. Dünya bir devre mülk gibidir. Geçen gün, Ümraniye’den gelen teşkilat mensuplarına Yalova’da bir kaplıcada düzenlenen toplantıda şunları söyledim: ”Devre mülktesiniz, dünya da bir devre mülktür, bir daireyi kaç kişi kullanıyor senede. Geçmiştekiler bu dünyadaki devre mülklerini terk ettiler” Ahirete hazırlık, bir toplumu ayağa kaldıracak en büyük dinamizmdir. Hicret dönüşünde, hangi partiyi desteklediğimi yada bir parti kurup kurmayacağımı soran basın mensuplarına dedim ki; Parti enflasyonu var Türkiye’de. Kurulmayan bir tek parti var o da Ahirete Hazırlık Partisi! Bütün parti liderleri ve yöneticilerinin, bürokrasideki görevlilerin üye olması gereken parti. Tabi başta Kemal Kılıçdaroğlu’nun üye olması lazım buna. Ahirete Hazırlık Partisi çok mühim. Bütün parti liderleri bu partiye üye olsalar bütün şahsi hırs ve meselelerini unuturlar. Ahiretin büyük duruşmasına inanan insanlar yanlış yapamazlar, yalan konuşamazlar, halkını aldatamazlar.

“OKULLARA AHİRETE HAZIRLIK DERSİ KONULSUN”

Emevi meliki Ömer Bin Abdülaziz dönemi aynen o gün kü Türkiye dönemi. Zulüm var, baskı ve şiddet var. Enflasyon var, fakirlik var, yolsuzluk var, akrabaya devlet mallarını peşkeş çekme var. Bugün kü İslam aleminin pardon ‘’isyan aleminin’’ fotoğrafı. Böyle zulum ortamında iktidara gelen Omer bin Abdulaziz, Valilere bir mektup yazdı, mektubunda iki mühim cümle vardı aslında bu iki cümle dünyayı idare eder: ”Size Allah’ı sevmenizi, idarecilere, yöneticilere değil yanlız Allah’a kul olmanızı tavsiye ederim” ikincisi de: ”Ey valiler, kendiniz başta olmak üzere büyük duruşma gününe halkı hazırlayın, ahiret çalışması başlatın.” İnanın iki senede başarılı oldu. Fransa’da doktora yapan bir gençten duymuştum, Ömer Bin Abdülaziz dönemini Fransa’da üniversitede inceliyorlar. Nasıl başardı bu adam, iki senede fakirliği yendi, fakir kalmadı? Onun döneminde Hıristiyan ve Yahudiler bile zekat aldılar. Ve devlet toprağı da çok geniş; İran, Orta Asya’nın bir kısmı, Türkiye’nin doğu bölgesi ve Afrika’nın tamamına yakınını yöneten bir idareci idi. O zaman ki tellallar ilan etti: ”Duyduk duymadık demeyin, fakir varsa valiliğe gelsin” diye. Fakat çıkar çevreleri O’nu da iktidarından etti, 2,5 sene sonra halasına zehirlettiler. Ülkeleri yönetenlere tavsiyem; emniyeti asayişi, polissiz, mahkemesiz, cezaevlersiz sağlamak istiyorlarsa anaokullarından itibaren tum okullara ‘AHİRETE HAZIRLIK DERSİ’ koysunlar..

“MAKAM TUZAĞINA DÜŞMEDİM, DÜŞSEYDİM ADAYLIK İÇİN SIRAYA GİRERDİM”

Bir yazınızda da MAKAM TUZAKLARINDAN bahsederken ‘’Makam öyle bir imtihandır ki; “Hz. Resul’un halasının oğlu olan Sa’d bin Ebi Vakkas’ın oğlu Ömer ‘de olsan ‘’İsfehan valisi olacaksın ve o koltukta artık sen oturacaksın’’ vaadiyle o tuzağa kapılır ve Kerbela’da Hz. Hüseyin’i katleden ordunun başına geçiriverir, makam uğruna cinayet ve ihaneti işletiverir.” demiştiniz. Makam Tuzağı adını verdiğiniz bu yazıya atfen, sizi de bu tuzağa düşürmeye çalışanlar oldu mu?
Asla! Elhamdüllilah. Biz bu makam tuzaklarına hiç düşmedik, düşürülmedik. Düşseydik, adaylık için sıraya girerdik. Sıraya girmeme de gerek yok. Allah’a şükürler olsun 15 yaşından itibaren hiçbir dönemde öyle bir şeye talib olmadık. Milletvekili adaylığım 1987’de başladı. O dönemden bu güne kadar hiç kimse adaylık müracaat dilekçemi gösteremez, formu bile doldurmam. Çünkü aranan ol, arayan değil. Ben neden arayacağım ki, makamlar bir elbisedir. İçtenlikle söylüyorum ki, aday olup da seçimleri kaybettiğimde sevinip şükür namazı kıldım, kazandığımda kaygılandım, hacet namazı kıldım ”-Ya Rabbi, beni mahcup etme, milletime söz verdim, beni yalancı çıkartma, ne vaddettiysem onu yerine getirenlerden eyle. Bu geceden itibaren üç evladımın çobanıydım, onun hesabını ahrette verecektim, şimdi bütün Rize’deki kardeşlerimin canları, malları bize emanet” diye dua ettik, yardım diledik. Bunun hep ızdırabını yaşadık, onun için Allah Teala makam tuzağına düşürmedi, düşürmesin.

“BEN KONUŞMAKOLIK DEĞİLİM, DERT BENİ KONUŞTURUYOR”

Şevket Kazan kitabında sizin Belediye Başkanlığınızdan söz ederken: “Şevki Yılmaz’a Rize dar geldi. Konuşma yapmaya bayılıyordu. Dinleyenler de onu dinlemeye” diye yazmıştı. 1994 Rize Belediye Başkanlığı gerçekten böyle az bulduğunuz, size dar gelen bir görev miydi?
O söz yanlış, çok yanlış. Böyle asılsız sözleri, bir ağabeyimizin, kitabına almasına üzüldüm çünkü bizden sonra gelecek kardeşlerimize kardeşini yanlış tanıtmak, yanlıştır. Velev ki olsa! İnsanın suçunun örtmek, erdemliktir, güzel ahlakın gereğidir. Şevket Kazan gibi ahlak dersi veren bir ağabeyimizin bu yanlış bilgiyi kitabında paylaşması üzücüdür. Ben konuşmakolik değilim, dert beni konuşturuyor, çile beni konuşturuyor. Kendileri dahil bütün teşkilatlarımız aylar öncesinden bizden konferans için randevu isterlerdi. Konuşma meraklısı değilim. Allah’ın kullarını Allah’a çağırmak, benim mesleğimdir, şerefimdir, makamımdır. Allah’a davet edenden daha güzel söz, kimin sözüdür? En güzel makamın Allah’a çağırma makamı olduğunu Kur’an söylüyor. Allah’a çağırma makamında aşkla koşan bir insan konuşma yapmayacakta ne yapacak? Hatta o kitabında daha ağır bir şey varmış ki, çok üzüldüm. “Şevki Yılmaz, çok alkış almak için bizden sonra salona girerdi” diyor. Son derece yanlış! Telefon mu edeceğim beylere, önce mi gireceksiniz, sonra mı gireceksiniz diye. Biz, konferanstan konferansa koşturmaktan salona kaçta gireceğimizi mi hesap edebilirdik! Vakitsizlikten terli atletlerimizi değiştirmeye fırsat bulamazdık. Bir defa olmuştur o dediği şey, Gölcük’te aynı salonda karşılaşmamız, orada söylemiştir, ‘Neden sonra giriyorsunuz?” diye. “Siz ne diyorsunuz ya, salona sizden sonra gelip çok alkış alacağımı düşünüyorsanız o zaman yuhalatın beni bu kalabalığa ne yapayım?” dedim. Biz o alkışlar için yola çıkmadık, Allah’ın rızasını, tebliğini kazanmak için yola çıktık. “Yarabbi gayem senin sevgin, yolum da senin yolun” diye yollara düştük ve ölene dek yolundayız inşallah.

“TİLKİLER VADIDE OLMADIKÇA ADAY DA OLMAM”, “BİZE MENEJERLIK DÜŞER, BUNDAN SONRA DA ANTRENÖRLÜK”

Rize için Mesut Yılmaz ile aranızda nasıl bir fark olduğunu anlatırken, daha çok baş örtüsü mevzusundaki ayrışmalarınızı sıralamıştınız. Sizce Rizeliler şimdi haklarını koruyabilecek durumda mı?
Zaten milletin emanetleri korunmasa, Rize’nin emin ellerde olmadığını hissetsem, araziye inerdim. ‘’Ne zaman aday olacaksın?’’, diye sordular Rize Tv’de birkaç sene evvel. Tilkiler vadide olmadıkça aday da olmam, aday talebine evet de demem. Ama Türkiye vadisinde tilkileri görürsek, meydanı boş bırakıp, halkımı onların pençelerine düşürmem katiyetle. Ama Rizeliler, diğer şehirlerde olduğu gibi, emaneti emin ellere veriyorlar. Şu anda Rize, emin ellerdedir. Bizimle beraber yürüyüp ıslandığımız kardeşler, Belediye Başkanı iken görev verdiğimiz arkadaşlar şimdi sahadalar. Bize menejerlik düşer, bundan sonrada antrenörlük… Sahaya inmeyi düşünmüyoruz. Mesut Bey devri, sadece Rize de değil, Türkiye’de kapandı. Keşke böyle sonuç olmasaydı. Keşke Ahirete Hazırlık Partisine önceden üye olsaydı Mesut Bey! Mesut Bey yanlış yaptı diye sevinmedik. Mesut Bey, imam hatiplerin 8 yıllık eğitimlerinin orta kısmını kapattığında onun adına üzüldüm. Çünkü bunların hepsinin hesabı büyük duruşma günü verilecek. Keşke Mesut Bey; güzel, hayırlı hizmetlere imza atsaydı.
"MESUT YILMAZ'A ARAFAT’TA DUA ETTİM…"
1991 veya 92 Arafat konuşmamın bandı var, izlerseniz. Mesut Bey’e Arafat’ta dua ettim. O zaman Başbakan’dı. ’Yarabbi, ülkemin Başbakanına yanlış yaptırtma, halkından kopartma, düşman değiliz, dönsün hakka, abdest suyunu ben dökeyim’ dedim. Ama O, Rizeli’nin kendisine verdiği değerin ve desteğin kıymetini bilemedi. Rize, çok hassas bir yer. Rize, Türkiye’de en çok Kur’an kurslarının olduğu, istatistiklere göre Trabzon’dan sonra en çok hafızın yetiştirildiği bir yerdir. Dolayısıyla Rize’linin desteğine Mesut Yılmaz, sırtını döndü. ‘’Bir hilal uğruna Yarab ne güneşler batıyor’ demiş ya şair! Bir makam uğruna Mesut, güneşini batırdı. Ama tövbe kapısı her an açık, Rabbimız cümlemize hakiki hidayet, hikmet, basiret ve feraset versin. Rabb’imiz cümlemize öldükten sonra zorla Hakk’a dönüp ağlayanlardan değil, hayattayken Hakk’a dönüp, sonsuz yurdumuz Ahirette gülenlerden eylesin.

“28 ŞUBAT MEDYASI SİRK AYNASINA BENZİYORDU””, “28 ŞUBAT ALTIN BİR ÇAĞDIR”

Siyasete ait sizin kendi kayıplarınızdan söz etmek istiyorum. 28 Şubat dönemine ait duygularınızı "Ne İsa'ya yar olduk ne de Musa'ya." diye ifade ettiniz. Birine yar olabilseydiniz hangisini seçerdiniz yani o sürecin günah keçisi olarak kimin kurban borcu yerine sayılmak isterdiniz?
28 Şubat dönemi puslu bir havaydı. Kimin eli kimin cebinde belli değil! Çakal ve tilkilerin meydanda olduğu bir dönem! O günkü medya, sirk aynasına benziyordu, hepsi birlikte bizi linç ettiler. Kendi ellerimizle kurduğumuz televizyonlarımız bile bizden kaçtılar. Adeta radyasyonlu olduk ama halkımız, onun ötesinde Rabb’imiz yanımızdaydı. Biz ne Musa’ya, ne İsa’ya yar olduk, derken elbette Allah dostlarıyla dost olmaya devam ettik! Oradaki mecazi bir ifadedir. İnanın, 28 Şubat altın bir çağdır. 28 Şubat, bu ülkede zalimleri eliyle, bazı hakikatlerin gösterilme olayıdır, gözümüzün perdesini açma olayıdır. Gercek dostları vefakârları tanıma olayıdır. Bedel ödeyerek Turkiye’mizin siyasi yol haritasını çizip geleceklere aktarma olayıdır. “Bilseydiler, 28 Şubat post modern darbesini yapmazdılar!” Vural Savaş bunu itiraf etti.

“ÜZÜLDÜĞÜM TARAF, PARTIYI KAPATMAYA SEBEP GÖSTERİLMEMDİ”, “ERBAKAN HOCA DA DÖRT PARTİYİ KAPATTIRDI DİYEBİLİR MİYİZ?”

Hicret döneminde, 28 Şubat’tan sonra gittiğim Almanya’da gerçek dostları tanıma fırsatı bulduk, kendimizi yenileme fırsatı bulduk, geçmişte ne yanlışlar yaptık bunu gördük ama üzüldüğüm taraf, partiyi kapatmaya sebep olarak gösterilmemizdi. Çünkü bizim sahalarda aktif olduğumuz dönemde eğer bizim söylemlerimizle bir parti kapatıldıysa Merhum Erbakan Hocamın sebebiyle de dört parti kapatıldı dememiz lazım. Bunları mevzu yapmanın bir anlamı var mı? Milli Nizam, Selamet, Refah ve Fazilet partisiyle birlikte Hocanın sebebiyle dört parti kapatıldı diyebilir miyiz? Hoca suçlanabilir mi? Suçlanamaz. Erbakan Hoca zamanında o dört parti kapatılmasaydı, görevlerini yapmıyor olurlardı. Milletten yana olmazlardı, halktan yana olmazlardı, kapatılması doğal idi. Refah Partisi zaten kapatılacaktı! 14 Şubat1 997’de Paris’te mason locaları karar almışlardı! 14 gün sonra da 28 Şubat’ın düdüğü çalındı. 12 Eylül 1980’de Fethullah Hoca aranıyordu. Şimdi diyebilir miyiz ki, “Fethullah Hoca, senin konuşmaların sebep oldu 12 Eylül’e”? Tabi ki diyemeyiz. Yani susarsanız sizden iyi adam olmaz. Oturandan, susandan korkmazlar. Ama ezilenlerin sömürüldüğü bir ülkede, özel bankaların milletil beytül malini (devlet hazinesini) yağmaladığı bir ülkede, faizlerin, repoların %2000’lere çıktığı bir ülkede, susmak da bir ihanettir, oturmak da. Asıl ihanet, milletin hakkı gaspedildiğinde susmaktır! Ben bu ülke için, oturmayı değil, koşmayı ve konuşmayı şeref kabul ettim. Yanlışsız konuşma yalnız Allah’a aittir.

“BENİM KONUŞMALARIMLA İKTİDAR YOLU AÇILMADI MI?

Zaten tüm sorumluluğu size yüklemek hakkaniyetli bir şey olmazdı,
Hiç sorumluluğumuz yok demiyorum. Günahsız, hatasız kul olmaz ama bilerek yapılacak bir şey yok. Beni üzen şey konuşmalar yapılırken bir şey demiyorsunuz, her tarafa çağırıyorsunuz, ayakta alkışlıyorsunuz, bir süvari gibi koşturuyorsunuz, konuşmalarınızı kaset kaset çoğaltıyorsunuz, sonuç lehinizdeyse sorun yok ama aleyhinizeyse niye konuştun diyorsunuz! O konuşmalarla iktidar yolu açılmadı mı? İbrahim Çelik kardeşimizin, Hasan Hüseyin Ceylan, Bülent Arınç’ların konuşmalarıyla yollar açılıyor, tribünde uyuyan seyirci artık sahaya iniyor, oy görevinin, vatandaşlık görevleri içinde en mühimi olduğunu, askerlik görevinden de mühim olduğunu anlatıyorsun, halk bilinçleniyor, sizi iktidara getiriyor, ne zaman Allah imtihan için o nimeti, makamları alıyor, suçlu yine siz oluyorsunuz. Olmaz.

”KASETLERLE İKTİDARA GELİNDİ, ALLAH BİZİ 28 ŞUBAT’TA KASETLERİMİZLE KURTARDI.”

Ben her zaman söylüyorum: ”Kasetlerle iktidara gelindi, Allah bizi 28 Şubat’ta kasetlerimizle kurtardı.” Kasetlerimiz, bu davanın devamını sağlamıştır. Erbakan Hocam’ı başka şeyden dolayı da iftira ederek, partiyi kapatabilirlerdi. Mesela kayıp trilyonlarla gündeme gelseydi 28 Şubat’ta ne olurdu? Sen, ben anlarız o paraların nerelerde kullanıldığını. Ama kamu vicdanında 55 il başkanınız hapistedir, böyle bir parti zaten halkın vicdanında biterdi. Bitseydi, bugün ne AK Partisi vardı? Ne de başkası ama Allah bizi öyle bir korudu ki, o sohbetlerle, o kasetlerle iktidara getirdi. Sonra Bermuda Çetesi Gurubu, bu cuntacılara öyle bir plan yaptı ki Cenabı Allah, o planda onlar aldandı, bizim konuşmalarımıza sarıldılar, bizim partimizi yolsuzluk, hırsızlık iftiralarıyla değil, İslam’a ve Hakka çağırmaktan kapattılar. Hangisi şereftir? Kayıp Trilyon davaları mı yoksa Hakk’a çağırma davaları mı?

“’HAKKIDIR SAĞA KANAN MILLETİMİN FELAKET! HAKKIDIR SOLA ÇARPAN MİLLETİMİN SEFALET! HAKKIDIR HAKKA TAPAN MİLLETİMİN İSTİKLAL’”

’Hakkıdır sağa kanan milletimin felaket! Hakkıdır sola çarpan milletimin sefalet! Hakkıdır Hakka tapan milletimin İstiklal’ diyerek ülke, sehir, kasaba, köy demeden gezerek halkımızı Hakk’a davetten dolayı çektigim tüm çilelerimden dolayı şeref duyuyor ve Rabbime sonsuz hamdediyorum.

“KEMALİZM’İN DEĞİL ŞİŞMANLAMA REJİMİNİN KUYUSUNU KAZDIK”, “UĞUR DÜNDAR: ‘SANA FAZLA YÜKLENMİŞİZ’ DEDİ.”

Bir süvariydiniz, belki de yangına giderken kendinizi yangınların içinde buldunuz.
Yalnız bazı medya ve birtakım masonik mihraklarca lince tabi tutulacağımızı yıllar önce Uğur Dündar söyledi. Kendisiyle 10 Kasım 1994’te İstanbul’da buluştuk. Konuştuk öyle havadan sudan. Bugün kabul eder mi etmez mi bilmem ama melekler kaydettiler onu. Sonra Uğur Dündar bey dedi ki: “Hocam Galiba sana fazla yüklenmişiz, ben senin böyle güler yüzlü, sempatik olduğunu bilmiyordum, bu mahcubiyetimin karşısında size bir sır vereceğim: “Elinle kuş tutsan sen ve arkadaşların H.Hüseyin Ceylan ve H.ibrahim Çelik Türkiye’de linç edileceksiniz, buna hazır olun” dedi. Neden?, dedim. Şöyle yanıtladı –‘’Sizi, medya 10 yıl sonra fark etti, Türkiye’yi dolaşmışsınız, şehir şehir gezmişsiniz, bir çok liderin yapamayacağı şekilde mitinglerde konuşmuşsunuz, dünyaya kasetleriniz dağılmış, siz bu rejime kuyu kazdınız” dedi. Uğur bey orada Kemalizmi kasdediyor ama asıl mesele o değil! Şişmanlama rejiminin kuyusunu kazdık elhamdülillah. Türkiye’yi sömüren çevrelerin, Ergenekon çetesinin, Osmanlıyı yıkan zihniyetin kuyusunu bu kasetlerle kazdınız demek istiyor. Nasıl olsa millet, partilerin önemini idrak etmiyordu, iki partide bloklaşmıştı ve bunu dünyada ilk yıkan Türkiye oldu. “Buna hazır olun linç edileceksiniz” demişti, dediği de çıktı. 3 sene sonra 28 Şubat düdüğü çalındı ve linç kampanyası başlatıldı. Ama bu normal şeydir. Bu ülkeye, bu halka tepeden bakan medya bizi o günler meth etseydi, imanımızı tazelerdik, saldırılarından hamdedip şeref duyduk elhamdüllilah. Ama bizi üzen o medyanın, dış güçlerin, mason zihniyetlerin bize saldırısı değil, dostların dil okları acı geldi ve hala acı geliyor.

“ERBAKAN HOCAM, MAZLUM LİDER GÖRÜNTÜSÜNDE İDİ”

Peki sizce 28 Şubat süreci Refahyol (RP-DYP) koalisyonunun kurulmasıyla başladı. Peki sonra ne oldu da bu koalisyon tepetaklak oldu? Koalisyon mu hatalı yoksa ateşin altına odun atanların çabaları mı bu süreci buraya getirdi?
Refah Partisine, DYP ile koalisyon yolu verenler, dış güçlerdi. Çünkü Refah Partisi artık büyüyor, Erbakan Hocamız 1.parti lideri. Başbakan olması gerekiyor. Köşk, başbakanlıkla görevlendirmiyor. Rahmetli Hocam mazlum lider görüntüsünde. Anketlerde oyumuz çığ gibi büyüyor! Erken seçim kaçınılmaz önümüzde ve neredeyse Anayasayı değiştirecek çoğunlukla tekrar gelmek içten bile değil! ‘’Refahı iktidara getirelim, ekonomide başarısız olur ve bu başarısızlıktan dolayı onu sandığa gömeriz. Halk buna dersini verir.!’’ Bu gaye ile Refah Partisi ve DYP koalisyonu kuruldu, plan buydu.

“REFAH-YOL’U SİYONST MİHRAKLAR YIKTI.”

Biz buna karşı çıktık! 21 kişi. Çiller: ‘’beni aklayın’’ dedi, Çiller’e önce ‘yolsuz’ dedik, soruşturma önergesinin altında bizim de imzamız var, şimdi de dürüst diyeceğiz! Benim ahlakıma bu sığmaz. Hocamı seviyordum ve hem hocamızı ve hemde partimizin bu durumdan kurtulmasını istiyordum! Refahyol hükümet kurulmazsa o 28 Şubat süreci yaşanmayacaktı! ANASOL-M Hükümeti eliyle imam hatiplerin orta kısmı kapanmayacaktı. Çünkü erken seçim kaçınılmazdı. Belki de Anayasayı değiştirecek çoğunlukla gelecektik. Hepimizi üzen olaylar yaşanmayacaktı! Ama Hocamızın bir takdiri, bir ictihadı idi! Arabayı o sürüyor, geminin kaptan köşkünde olayları o görüyordu. Hükümet kuruldu. Refah-Yol’u iktidara gelsin, başarısız olur ümidiyle kurduran Siyonist mihraklar yıktı. Çünkü Refah Yol ekonomide çok başarılı oldu, umduklarını bulamadılar. Refah partisi, havuz sistemiyle Türkiye’de çıkar çevrelerinin, özel bankalar da dahil musluklarını kesti, canlı yayın ihalelerle ihale tekelciliğine son verdi, bütün bunlardan dolayı, devler, develer havuza düştü, boğulmaya başladı. Ve böylece çığlıklar başladı. Bir haftada Yeni Yüzyıl gazetesinden iki ayrı baş yazı: ”Haydi Erbakan çok başarılısın” ikinci hafta: “RP Krediyi çabuk tüketti” ne değişti, aynı Erbakan Hoca. Aleyhinde başladı yazılar. Ondan dolayı Refah Yol hükümetini Türkiye’yi, yüzyıldır ahtapot gibi sarmış masonik zihniyetlerin çıkarlarına zarar verdikleri gerekçesiyle yıktırdılar.

“28 ŞUBAT, ERGENEKON’UN ODALARINDAN BİR TANESİDİR”, “12 EYLÜL DE AYNI ERGENEKON’UN PLANIDIR”

Erbakan’ın tasarrufu dediniz de… “Erbakan ve arkadaşları parti görüntüsü altında bu ülkeye İslam’ı getirmek istiyor’’ diye dava açtılar o dönem! Şimdiki Savcılar ise, 28 Şubat’ı da Ergenekon’un içine almak niyetindeler. Sizce Ergenekon için 28 Şubat ne kadar aydınlatıcı olur?
Tabi 28 Şubat, Ergenekon’un odalarından bir tanesidir. Ondan öncesi de var. 12 Eylül de aynı Ergenekon’un planıdır. Ergenekon dediğiniz; dış dünyadaki istihbarat örgütlerin içerideki uzantılarıdır. Tabi Ergenekon’un oyunlarına kanıp, içeride Silivri’de yatan, aldatılmış çok kardeşim var, onlar propagandalara kapıldılar. İnşallah savcılarımız pirincin içindeki taşları atarlar da, pirinçleri yeniden yerine bırakırlar. Öyle bir tablo çizildi ki, devlet satılıyor, Tayyip Erdoğan Kıbrıs’ı satıyor yalanı, vatansever toplum buna kanar tabi. Ergenekon’un içine, ‘Kıbrıs’ı kurtarmak’ yalanına kanarak girdiler. Aynı mihraklar, ‘’din elden’’ gidiyor dediler, bu sefer dindar kesimden aldanan oldu, Ergenekon’un içine girdiler. Bir diğerinide ‘’laiklik elden gidiyor’’ diyerek kandırdılar kemalistlerden bu gruba dahil olanlar oldu.. Nasıl olduysa Tayyip Bey ne gariptir ki bir anda; ‘’hem dinsiz ve hem de dindar oluverdi’’!!!

“SİLİVRİ’DE YATANLARIN %90’I MAŞA OLARAK KULLANILDI”, "28 ŞUBAT, İRTİCA HORTLADI NARALARININ BİR TİYATROSU İDİ"

Estirdikleri bu havayla tüm kesimler Erdoğan’a karşı, Ak Partisi’ne karşı örgütlendirildiler ve Ergenekon’un içine sokuldular! Zannederim ki, bugün Silivri’de yatanların %90’ı maşa olarak kullanıldı ve pişmandır. İtiraf edeceklerine inanıyorum. 28 Şubat, aynı dairenin bir ürünüdür, bu Koca Cihan Devlet çınarının içine sızan ağaç kurtları sermaye kontrolündeki ilmi, siyasi, işbirlikçi Cunta eskiden de vardı, Osmanlıyı yıkan zihniyet; Abdülhamid’in eline kelepçe takan, Menderes’i asan zihniyet, Kazım Karabekir Paşa ve arkadaşları, 1928’de, partileri Cumhuriyet Terakkiperver’i kapatarak 16 milletvekilini astıran zihniyet, aynı zihniyettir. Özal’a suikast yaptıran zihniyet de aynı zihniyettir. 28 Şubat, zaten bilinen, temcit pilavı gibi her dönemde ortaya konan, ‘İrtica hortladı’ naralarının bir tiyatrosuydu. O tiyatroyu o zaman İri medya gücüyle güzel oynadılar ama şimdi oyuncular başarılı olamıyorlar.

“ERGENEKON’UN SOPASINI YİYENLERİN AKILLANMASI LAZIM”,” TÜRKIYE’NIN TEK SORUNU:‘İHTILALLERİ ÖNLEME SORUNUDUR”

“Ergenekon ihanet çetesine karşı kelle koltukta mücadele eden Ak Parti iktidarının yanında olmalıyız” diyorsunuz. Bu davayı diğer partiler neden desteklemiyor sizce? Yılanın onlara dokunmayacağına karşı olan güvenleri nereden geliyor?
Bana dokunmayan yılan bin yaşasın yanlışlığını o kardeşlerimizin bırakması lazım. Bilhassa Ergenekon’un sopasını yiyenlerin akıllanması lazım. Yani bize yapılanı unutmamak lazım. Ondan dolayı o kardeşlerime bende şaşırıyorum, neden yapıyorlar. Halbuki Türkiye’de sağ-sol hangi parti olursa olsun Vatansever hiçbir Parti ve Siviltoplum örgütü Darbeci Cuntanın yanında yer alamaz, yer alırsa halk o partinin yanında yer almaz. Türkiye’nin tek sorunu budur, ‘İhtilalleri önleme sorunu’…

“PARLAMENTO DENİLEN ŞEY, TÜRKIYE’DE FORMALİTEDIR.”

Şahsımıza bu konuda yanılmıyorsam tam 1486 adet dava açıldı. Diğer açılan davaları karıştırmıyorum. Keçiören stadında, 1993’te konuşmuştum. Baktım ki Refah Partisi artık iktidara yürüyor. Istedim ki tabanımıza karşı dürüst olalım! REFAH gelecek her yer güllük gülüstanlık olacak zannetmesinler, biz gelince hemen her şey ucuzlayacak, özgürlükler gelecek derlerse inanmasınlar, çünkü seçmen bizi severek oy vermiş, sevmeyenler de yapamaz diye oy vermemişler. Dolayısıyla seçmene bir duyuruda bulundum o gün: Stadda dedik ki: ”Bize güvenmeyin, Parlamento denilen şey Türkiye’de formalitedir. 550 Erbakan Hocayı, 550 tane il müftüsünü, 550 tane sevdiğiniz kişiyi parlamentoya soksanız Türkiye’de ihtilalleri önlemedikçe, Türkiye kalkınamaz, çocuklarınıza iş bulunamaz, doğudaki göç önlenemez. Türkiye’nin tek bir katili var, ihtilallerdir. Bugün Menderes’i asmasaydılar, Türkiye vallahi Japonya’yı geçmiş bir ülke idi. Erbakan Hocama iki ihtilal, Milli Nizam ve Selamet Partisi kapatılmasaydı Kore’yi geçmiş bir ülkeydik’’ dedim ve ilacı açıkladım:

“OĞULLARINIZA, ASKERE GİTTİĞİNDE, "İHTİLAL EMRİNİ DİNLERSEN, HAKKIMI HELAL ETMEM” DEYİN”

“İhtilalleri önleme yolu şudur; 15 yaşından itibaren erkek yavrularınıza sarılın ey anne babalar! Her gün öpün onları, kucaklayın, -Yavrum, askere gittiğinde sana komutanlar ve paşalar, kanunsuz emir verir de –Halka vur, halkın inancı örtüye vur, halkın seçtiklerine vur diye talimat verir de, sen de halkın silahını, halka ve halkın seçtiklerine çevirirsen kanunsuz olan ihtilal emrini dinlersen, analık hakkım haram olsun sana, sütüm haram olsun sana, baba olarakta babalık hakkım alın terlerim haram olsun sana diye yetiştir, bak bakalım bu beyler ihtilal yapabilecekler mi?”

“MENDERES, RAHMETLE, ONU ASANLAR LANETLE ANILIYOR”

Suç olsaydı o gün savcı harekete geçerdi, hükümet komiseri oradaydı. 4 sene sonra dava açıldı. İhtilal yapanlar hep mazlumların ahını aldılar, kâr mı kaldı, nerede Menderes’i astıranlar? Onlar bugün lanetle anılırken, Menderes rahmetle anılıyor. Erbakan Hocama engel olanlar lanetlenirken Erbakan Hocamız milyonların omuzlarında bayram gibi, düğüne gider gibi uğurlandı sonsuzluk alemine! Allah rahmet etsin.

”TÜRK ORDUSU NATO’NUN EMRİNDE DEĞIL, BU MİLLETİN EMRİNDE OLMALIDIR”

Size açılan davaların konularını incelemeye çalıştım ama içinden çıkamadım. Ama en ilginci, ‘‘Türk ordusu Türkiye için yoktur. NATO'nun hizmetçiliği için vardır’’ diyerek Özal’ın hatırasına hakaret ederek, Semra Özal’ın üzüntü duymasına sebep olduğunuz, ordumuza hakaret iddiasıyla açılan davaydı.
Haşa! İsmini Peygamberimden alan Mehmetçiğin ocağına asla hakaret etmem ve kimseye ettirmem. Öyle değil: ”Türk ordusu NATO’nun emrinde değil, bu milletin emrinde olmalıdır” dedim. NATO’nun dediği yerler için değil, kendimizin belirlediği yerlerde nöbet tutmalıyız demiştim. Bugün 1945’lerden beri prosedürde olan bir vak’ayı o gün konferanslarımda dile getirdim. Dediğim şu; ‘’Ordumuz artık milletin emrinde olmalıdır.’’ Neyin emrinde oluyor ki?

“KENAN EVREN AMERIKA’NIN EMRİNDE OLMASAYDI, 12 EYLÜL’Ü YAPTIRMAZDI”, “HERKES NÖBETİNDEN RAZI OLACAK”

Amerika talimat veriyor, Kenan düdük çalıyor. Kenan, Amerika’nın emrinde olmasaydı, 12 Eylül’ü yaptırır mıydı? Yaptırmazdı. Ey Kenan sen millet adına o görevdesin, senin görevin Ankara’daki domatesi, patatesi takip etmek değil, senin görevin üniversite kapısındaki kızın örtüsünü takip etmek değil, senin görevin; silahı iyi kullanmak, vatanımızın sınırlarda bekçiliğini iyi yapmak, terörün üstesinden gelmektir. Bizim ordumuzun görevi bellidir. Peygamber ocağı diye anmışız yıllarca. Milletimiz evladını askere gönderirken, davul, zurna çaldırarak, mevlüt okutarak gönderiyor. “Taş yerinde ağırdır, ordu, spor genel müdürlüğü ilköğretim genel müdürlüğü görevini üstlenmemeli. Ordu, Milli Savunma Bakanlığının emrinde olmalı.”demiştik yıllar once. Herkes nöbetinden razı olacak. Bu ülkede dış güçler adına emperyalist ülkeler adına ihtilalleri yapmak, cinayetten başka bir şey değildir. Anayasa’da ihtilalin cezası idamdır, idam kalktığı için cezası müebbet’e çevrilmiştir. Talat Aydemir yıllar önce neden idam edildi? İhtilali başaramadığı için. Demek ki Kenan’da başaramasaydı, cezası oydu, demek ki ihtilal suç. İhtilale karşı olmak vatandaşlık görevidir. Avrupa’da 300 senedir neden ihtilal duymadınız? Fransız İhtilali var, onu da halk yapmıştır, ordu yapmamıştır! Çünkü halk bilinçlidir Avrupa’da. Almanya’da bir işçi, arkadaşına sormuş, ‘Sana komutanlar, ihtilal emri verse dinler misin?’ Alman’ın dediği aynen şu: ”Deli misin? İhtilal suçtur! Asla ihtilal emrini dinlemem” Bizde askerimizi, bazı komutanlar angaryada kullanıyor, çantasını taşıyacak, ayakkabısını boyayacak! Mehmetçik severek komutanına hizmet eder o ayrı ama buna mecbur değildir askerimiz. Herkes hukukunu bilecek. Yani hak ve selahiyyetlerini, yani yetkilerimizi bileceğiz. Kendimizi kanunsuz talimatlara ezdirmemeliyiz.

“MHP DESTEKLİ CHP-DYP HÜKÜMETİ LİBYA’YA AMBARGO KARARININ İLK UYGULAYICILARIDIR”

NATO’nun içinde olmak, Türk ordusuna her şeyi yapma yetkisi veriyor mu sizce? Bir televizyon programında Ümit Özdağ: “Dün 1920’de Atatürk’ün çağrısıyla Ankara’ya gelip Türk Kurtuluş Savaşı’na destek olan gerçek Türkiye dostu bir Libyalı vardı, bugün AKP, NATO ile birleşti Libya’yı bombalıyor” dedi.
O görüşe katılmıyorum. Hele bugünkü MHP ve CHP’nin Libya’yı savunmaları hiç inandırıcı değildir. Çünkü yıllar önce başta Amerika olmak üzere emperyalist ülkelerin kardeş Libya’ya ambargo uygulama kararını ilk uyguluyan o günkü MHP destekli CHP-DYP hükümeti değil miydi? Hem de Ermenistan Azerbaycanlı kardeşlerimize saldırırken! Ermenistan’a hava, kara, deniz yollarını açarak aardig eden ve Ermeniler aç kalmasın diye buğday gonderen MHP-CHP ve DYP ortaklı hükümeti unutmadık ve unutmuyacağız. Kıbrıs harekatımızda bütün imkanlarıyla yanımızda olan Libya’ya konan ambargoyu ilk uygulayan Türkiye’nin bu partilleri MHP ve CHP, nasıl unutabiliriz ki?

“TÜRKİYE, AK PARTİSİ HÜKÜMETI ZAMANINDA NATO’YA GİRMEMİŞTİR”

Türkiye, bu AK Partisi hükümeti zamanında NATO’ya girmemiştir. O olayın geçtiği dönemde Türkiye, NATO’nun üyesi değildi. Bugün tenkit eden partiler, Türkiye’yi NATO’ya sokmuştur. Sorumluları onlardır. O günün dünyasında iki canavar Türkiye’de hakimiyeti elde tutmak istiyordu! Batı bloğu ve Doğu bloğu. Timsahın iki çenesi! Kapitalizm ve Komünizm.

“NATO ÜYELERİ AKLINI BAŞINA ALSIN, NATO’NUN SONU ÇOK YAKIN”

Müslüman ülkeler, çobanını yani lider ülkesi Osmanlı’yı kaybedince, payitaht (başkent İstanbul) düşünce, ümmet başını kaybedince, dünyadaki tüm Müslümanlar dağıldı. Biri Amerikan canavarından kaçmak için Rus canavarına yaklaşacaktı, bir diğeri ise Rus’a! Böylece ikiye böldüler, bu numara idi. Amerika’ya yaklaşanlar, NATO şemsiyesi altında kendilerini koruyacaklarını zannettiler. O zamanlar NATO bir tehlike arz etmiyor görünüyordu. İkisinin çıkarları dengeliydi. Ama canavarın biri Afgan tokadını Afgan dağında yeyince Varşova battı, çöktü ve NATO yalnız kaldı. NATO’nun ayakta durması için yeni bir düşman üretmesi lazımdı, düşman olarak da maalesef İslam’ı (Müslüman ülkeleri) seçti. NATO, Yakında çökecektir. Çökmeme imkanı yoktur. NATO, İsrail’i korumak için şu anda orada nöbettedir. İsrail, kendini çökertecegi gibi, kendini destekleyenlerin de çökmesine neden oluyor. NATO üyeleri aklını başina alsın, NATO’nun sonu çok yakın inşallah.. Çünkü İslam’ı düşman etmesi biteceğinin işaretidir. Akıllı olsunlar, İsrail için kendi ülkelerini de yakmasınlar. Bugün ise bu iktidar sayesinde Türkiye; Libya ve diğer ülkelerdeki halk hareketlerinde ağabey rolündedir. Türkiye taraf rolünde değildir, hakem rolündedir. Türkiye’ye hakemlik yakışır.

“BUGÜNKÜ İKTİDAR OLMASAYDI, LİBYA İŞGAL EDILECEKTİ”

Eğer Türkiye’de bugünkü iktidar olmasaydı, aynen Irak’a girdiği gibi kara harekatı yapılacaktı. Ve Libya isgal edilecekti..Dolayısıyla şimdilik Türkiye bunu önlemistir ama daha ileride bunu önleme gücü var mı? Türkiye ne kadar kuvvetliyse, o kadar sorumludur Allah’ın katında. Kul gücünün dışındaki hususlardan sorumlu değildir. Libya’daki olaylardan, bu iktidarın uzaktan yakından hiçbir ilgisi yoktur. Kaddafi, tamamen kral ailesinin yanındaki dalkavukluk yöneticilerinin bedelini ödüyor, halkına iyi davransaydı, halkına arzu ettiği seçimi getirseydi, Libya’da bu gemileri görmeyecekti. Libya, düşmanını kendi hazırlayan ülkedir. Türkiye bunu hazırlamadı. Makamı uğruna “Bana kalmayan Roma yansın” diyen Neron gibi davranmaya kalktılar. Libya’yı kendileri yaktılar, Türkiye de burada Libya yanmasın diye uğraşıyor. 12 Haziran’da bu iktidar çok güçlü çikarsa, NATO’nun da kara harekâtı oyununu çok güzel bir şekilde bozacağına yakinen inanıyorum.
“NATO TARİH OLACAK, ONUN YERİNE KARŞILIKLI ORTALIKLAR KURULACAK”

Zaten NATO tarih olup gidecek, onun yerine karşilıklı ortalıklar kurulacak, bunu da söylüyorum. Sadece Müslüman ülkelerinin NATO’su olmayacak, Venezüella’nın da, Küba’nın da içinde olduğu belki Türkiye'nin Önderliginde Avrupa devletlerinin bir çogunun içinde olduğu birlikler oluşacak. Zalimlere karşı müşterek barış projesi gündeme gelecek inşaallah..

“AVRUPA’YA KONUŞMALARIMIZ HAPSE ATILMASIN DİYE GİTTİK”

28 Şubat döneminden sonra 7 yıl Almanya’da kaldınız. Bekir Coşkun, Fethullah Gülen-Amerika, Esat Coşan-Avustralya, Hasan Mezarcı-Almanya gibi dinci isimlerin neden İslam ülkelerini değil de AB yada AB ülkelerini tercih ettiklerini sormuştu?
Halkları sömüren emperyalist ülkelerde insan haklarını tabanda halkına verirler. Çünkü kendi halkı ile uğraşan başka ülkelere elini uzatamaz. Bekir Coşkun ve diğer arkadaşlarımızın anlamadığı husus bu. Biz Ergenekon’un hakim olduğu bir ülkeye neden gidelim? Ergenekonların suçlu saydığı bir Şevki Yılmaz’ı ve diğerlerini diğer Ergenekon ülkesine gönderin. Ortadoğu’da hangi ülkenin içinde derin devlet, oranın Ergenekon’u hakim olmasın ki? Avrupa’ya gittik çünkü bu ithamda bulunanların efendilerinin olduğu ülkeye gittik ki orada, konuşmalarımızı hapse atmayalım diye.

“SAKALIMA DÜŞMAN OLSALARDI, FIDEL CASTRO’YA DOST OLMAZLARDI”

Ben cezaevinden hapisten kaçmadım, susturulmamak için hicreti tercih ettim. Konuşmalarımı cezaevine koymamak için. Çünkü onlar Şevki Yılmaz’ın sakalına düşman değildi, sakalıma düşman olsalardı, Fidel Castro’ya dost olmazlardı çünkü onun sakalı benden uzun. Onların derdi, konuşmalarımızı cezaevine atmak. İşte ben susturulmamak için Avrupa ülkelerine gittim çünkü Avrupa ülkesi Şevki Yılmaz ve arkadaşları için hak ve özgürlük yasaları çıkarmadı.vardı zaten. Bizde o haklardan yaralanıp yolumuza devam etmeğe gittik. Çünkü bunları diğer ülkelerde yapmanız mümkün değil.

“KABE’DE BILE ESİRİZ, DEĞİL BAŞKA YERDE.”

Ben 1987 yılında Mekkei Mükerreme’de sohbet etmeye kalktım, polis getiriyordu beni. Oturdu yanıma, meğer istihbaratmış. Bana:”Haccın menakisinden yani şartlarından, namazdan, oruçtan anlat dedi ama cihat ayetlerinden bahsedemezsin. Hadi içeri, getiriyorum seni” dedi. Eline bir vurdum:”Seni Kabe’nin Rabbı’na şikayet ederim, beni bu ayetlerin indiği yerde aynı ayetleri okudum diye alıp götüremezsin” dedim. O öyle deyince korktu, ayrıldı.. Yani Kabe’de bile esiriz, değil başka yerde. Bu emperyalizm dünya siyonizmi dünyanın bu gibi ülkelerinde konuşma özgürlüklerini bir bir almışlardır. Bir ikincisi, rahatı sevse idik, Avrupa'ya değil Medinei Münevvere’ye giderdim, konuşmazdım, 5 vakit namazı eşsiz önderimiz ve izinden gitmekle şeref duyduğumuz Resulullah (s.a) efendimiz'in yanında kılardım. Osmanlı’nın torunları, Avrupa’da ana dillerini kaybetmişler, ezan seslerine hasret, onlara sahip çıkmak, o alkol, esrar bataklığında kaybolan Osmanlının nesline sahip çıkmak için bir saat Avrupa’da konferans kürsüsünde konuşmak, bin sene Medine’de namaz kılmaktan efdal olduğu için ben Avrupa’yı tercih ettim.

“DÖNÜŞÜM MUHTEŞEM OLDU ÇÜNKÜ ANAMA KAVUŞTUM”

Gidişinizin muhasebesini oğlunuz Muhammed Akif, ‘Hicret’ diye yapmıştı. ‘‘Buradan gidişin nasıl muhteşem olduysa, dönüşün de öyle muhteşem olacak baba” diye yazmıştı sizin için kaleme aldığı şiirli mektupta. 19 Eylül 2004’te gerçekleşen dönüşünüz gerçekten muhteşem oldu mu? Beklediğiniz gibi karşılandınız mı?
Dönüş-gidiş muhteşem derken, onların arzu ettikleri olmadı, elhamdüllilah. Şevki Yılmaz, kaçtı, dediler. Nereye kaçacağım, VIP salonundan, devletin havaalanından gittim, devletin uçağına bindim hatta uçak 2 saat bekletildi. Cumartesi gittim ki, Pazar günü mahkemeler kapalı, çıkış yasağı kararı çıkartamasınlar diye. Ankara aranıyor.. Parti kapatıldı ama resmi gazetede yayınlanmadan milletvekilliğim düşmüyor. Dönüşümüz de muhteşem oldu, çünkü anama, aileme, komşularıma, akrabalarıma ve tüm sevdiklerime kavuştum. Anam felçliydi, can çekişiyordu, merhum babamın cenazesini göremedim, telefonla katıldım. Ama anam üzüntümden felç oldu. Ve dönüşümden birkaç ay sonra vefat etti. Allah rahmet etsin.
Leyla Zana ve arkadaşlarının hapisten çıkartılmasından sonra felç oldu galiba anneniz.
Evet anam onu dinlemiş televizyonda, ondan sonra felç oldu, düştü. “Benim oğlumun ne suçu var, adam öldürenler, bebek öldürenler, asker, polis öldürenler, Kürdü, Türkü öldürenler geliyor ceza evinden çıkıyor, benim oğlum karınca ezmez hala vatan hasretiyle içi yanıyor. Dünya gözüyle ne zaman oğlum Şevkime kavuşacağım diye hep ağlardı. Benim için muhteşemlik anama kavuşmamdı.

“BENİ ANCAK ÖLÜM DURDURUR”

Bütün dava, çile ve kader arkadaşlarınıza ithaf ettiğiniz bir kitabınız var:“Niçin Yargılıyorlar? “İnsanlığı, tek İslam nizamina davet etmek suç kabul ediliyorsa, evet ben bu suçu işledim ve işlemeye devam edeceğim..."diyorsunuz. Sizi ne durdurabilir?
Ölüm. Elhamdüllilah. Ölüm durdurur. Allah kalbimizi mühürlemesin. Bu tebliğ, davet metodundan, makamından bizi almasın. Can bedenimizde oldukça sağlık, sıhhat elverdikçe, insanları şeytanın tuzağından kurtarmak için onlara merdiven olmaya, el uzatmaya devam edeceğiz.

“ERBAKAN’A, TAYYİP ERDOĞAN VS KARDEŞLERİMİZ SİZİ TERK ETSEYDİ, 12 EYLÜL’DE TERK EDERDİ DEDİM.”

Oğlunuz, gidişinizden sonra dava arkadaşlarınıza sitemde bulunmuştu. ‘‘Konuşmalarınla kitleleri etkiledin, binlerce gencin Hak ile tanışmasına vesile oldun. Kimi dava arkadaşların bile bunu unuttularsa, hiç aldırma’’ diye. Sizin beklentileriniz, bekleyişleriniz oldu mu? Ve bu davanın ardında dimdik kalanlar oldu mu?
Tabi. Bunlar bir imtihandır. Gerçek dostlar dar günde belli oluyor. Ganimete kargalar çok gelir. Ama insanın asıl dostu, düştüğü zamanki dosttur. Biz düştüğümüz zamanın dostlarıyız.. Merhum Erbakan Hocam ile Köln’de karşılaştık, Abdullah Gül, Recai Kutan’ın karşısında aday olduğu aydı. Hocama “Dar günde yalnız iken yanınızda olanlar şimdi ganimette neden hain olsunlar?” dedim. Şaşırdı. Ne diyorsun? dedi. “Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve Bülent Arınç kardeşlerimiz sizi terk etseydi, 12 Eylül’de terk ederdi, sizin yanınızdaydılar. ANAP iktidarında her birinin bakan olma imkanı vardı. Bunlar o gün de sizin yanınızdaydı, biz sizin yanınızdaydık. Şimdi Milli Görüş’ün önü açıldı, Bu davayı artık ihtilaller durduramaz, şimdi nimet zamanı bunlar neden sizin karşınızda olsun ki, siz onları Türkiye’nin şartlarında parti kapatmanın bakkal kapatmadan kolay olduğu ülkemizde kardeşlerimizi ayrılmaları için isyanlara mı oynatıyorsunuz?” diye sormuştum. Güldü. “Hayır nasıl olur?” demedi. “Onlar da bizim kardeşimiz hayırlı olsun…” dedi.

“BEN SALONA GİRERKEN MEDYA GÖRÜNTÜ ALMASIN DİYE ARKA KAPIDAN KAÇANLAR OLDU”

7 yıllık hicret hayatımda, salona girince korkudan, medya görüntüler korkusuyla birlikte fotoğraf çektirmeyelim diye arka kapıdan kaçanları da gördüm. Ama hepsine hakkımı helal etmişim. Bu davanın aşkına. Dolayısıyla bizden sonra gelecekler için bunlar bir ders olsun diye söylüyorum. Aldırmayacaksın, yalnız da olsan, Allah bana yeter diyeceksin, eğer ben onlara aldırsaydım saçlarımın hepsi dökülmüştü, çökmüştüm. “Amenebi'lKader Emine mine'keder” Bu benim ilacım oldu. Kader filmine inanan, üzüntüden emin olur.

“CUMHURBAŞKANI, BAŞBAKAN VE BAKANLIK KOLTUKLARINDA BİZLER OLABİLİRDİK”

Sizin döneminiz tekerrür etseydi, örneğin AK Parti Bitlis milletvekili Zeki Ergezen’in de Mekke’de yaptığı bir cihat nutkunun kaseti olduğu konuşulmuştu. Böyle bir kaset ortaya çıksaydı, hükümet bu davayla baş edebilir miydi? Sizi taşıyacak güçte bir parti mi Ak Parti?
O günler kurban olarak biz seçildik. Yoksa bugün rollerimiz değişik olabilirdi.Cumhurbaşkanı, başbakan ve bakanlık koltuklarında oturanlar bizim konumumuzda, bizler de onların bulundukları yerlerde olabilirdik. Ama hicret, çile yollarında olma ve insanları Hakka davet etme makamını Allah bizlere nasib etti. Bu makamı ne Cumhurbaşkanlığına ne de başbakanlığa asla değişmem elhamdulillah.

“ALLAH BİZİ EMPERYALIST DÜZENE GOL ATAN FORVETÇİ YARATMIŞ”

Sizin için yapılan tabirlerden biri, “Cüppeli Ahmet Hoca’nın siyasi şuur kazanmışıydı” şeklindeydi. Entelektüel İslamcıların sizin konuşma üslubunuzla ilgili bir şikayeti oldu mu? Kendi çevrenizden nasıl tepkiler alıyordunuz?
Tabi oturduğumuz yerden konuşmak kolaydır. Acıyı, doğum yapan anne bilir. Dolayısıyla bizim o dur durak demeden koşturduğumuz Anadolumuzun en ücra köşelerinde, yollarda, yorgun yorgun kürsüye çıkışlarımızda, elbette “Şunu da söylemeseydi, keşke diyebilirler. Haklı da olabilirler ama gelip de bizim o davanının doğum anında yaşadığımız sıkıntıları, acıları bir görselerdi, yaşananları anlayabilselerdi bizden mutlaka helallik dilerlerdi. Mühim olan taşın altına elinizi koymanızdır. Maç seyrederken yorum yapmak çok kolaydır. Top oynarken o futbolcuyu seyredip; “a, ben o topu 90’dan atardım” demekle gol atılmıyor, atamazdın, maç seyretmek gibi olmuyor sahada oyun oynamak. Orada heyecanlanıyorsun, ayağın burkuluyor, yanlış topa vurabiliyorsun, siyasi maç da böyle. Ben devamlı Allah'a hamd ediyorum ki, Allah bize bu zulüm düzenine, bu emperyalist düzene gol atan forvetçi yaratmış.

“BEN YER ALTI HATİBİ DEĞİLİM.”

Peki o doğum anının taraflarından olan Milli Görüş, neden sizi taşıyamadı? Mesela sizin iyi bir hatip oluşunuz, damardan konuşmanız, lafınızı sakınmadığınız, dinleyenleri etkilediğiniz bir gerçek…Hatta size “yeraltı hatibi” bile denildi. Refah Partisinin sizi taşıyamamasının sebebi de bu muydu?
Yer altı hatibi değilim. Yerin altına Müslüman ölünce girer. Yerin üstündeyiz biz. Yer altı örgütlerine girenleri buradan uyarıyorum. İslam ayıp bir din değil ki, gizleyelim. Her şeyi güzel. Allah pisi övmemiş, temizi övmüş. Neden yer altına gireyim ki? Allah insan kurtaranı övmüş, öldürene katil, cehennemlik demiş, bu dini yer altına neden sokayım ki? Biz yer altı hatibi değiliz, yer altında rahat etmek, mutlu olmak için yerüstünde yaşayan, davayı tebliğ eden bir kardeşinizim. Bizi o günkü şartlarda neden taşıyamadılar?

“28 ŞUBAT BÜYÜK BİR TSUNAMİ İDİ”, “AK PARTİ KURULMADAN ÖNCE DE SUSTURULDUM”

28 Şubat; büyük bir kasırga, tsunami idi. Tsunami’de kimse kimsenin elini tutamıyor ki. Orada evladını bile düşünemiyor insan. Ben öyle görüyorum o kardeşlerimi, öyle seviyorum. Biraz daha anlayışlı olmalarını bekliyorum, geçmişi unutmadan. Vefasızlık iyi şey değil. Gerçi Vefaspor ligten düşeli vefa sadece bir semtin adı kaldı ya. Vefakar dostları mumla arar olduk. Onlar zannediyorlar ki, Şevki Yılmaz, AK Partiyi desteklediği için konuşturulmuyor, yalan. Tam bir iftira ve buhtan. AK Parti 2001’de kuruldu. Ak partisi kurulmadan evvel yok iken de susturuldum. Bunun sebepleri var. En önemlisi RefahYol iktidarı içinde yanlışlara haksızlıklara milletim adına idealim adına yaptığımız muhalefetimdir. Bunları söyleyemiyorum.Söylemiyorum, söylesem içimi bir dökebilsem hatıralarımı bir yayınlıyabilsem. Bize bilmeden duyduklarını araştırmadan dil uzatan ve kin besliyen kardeşlerimin özür dilemek ve helallik için sıraya girdiklerini görürsünüz.

“MILLI GÖRÜŞÜN TANITIM CD’SINDE YOKTUM”

Elbette ki partimin içinde uşak olamazdım, dalkavuk olamazdım, yanlışlara direndim, o günkü sırları açıklamadığım için haksız yere linç ediliyorum. Milli Görüşün tarihini tanıtım kasetinin yayınlandığı tarihe bir bakın. Hem Ankara genel merkez dağıttı onu, hem Avrupa milli görüş merkezi hem Sultan Ahmet meydanında milli görüş tarihinde iz bırakan kişiler diye gösterildi. Ak Partisi mi vardı o kasetten seneler sonra kuruldu. O CD basıldığında o CD dağıtılırken, Şevki Yılmaz orada buhar olmuştur, Halil İbrahim Çelik ve H.Hüseyin Ceylan orada buhar olmuştur. Tarihe not düşecek kasette,değil isimlerimiz virgül bile yapılmamışızdır. Bunların sebebini ben açıklamak istemiyorum, seviyorum kendilerini. Oradan silinmişiz hiç önemli değil, Rabbimin defterinden silinmeyelim. Yapan utansın, ben neden utanayım.

“LİDERLER ALLAH’IN GÖLGESİ YANİ TEMSİLCİSİ ZANNEDİLİYOR.”

Bu konuda en sağlam tespitlerinizden biri de şu: “Bugünkü gencin şaşırıp kalmasının sebebi şudur, diyorsunuz: Lideri, İslam'ın aynası zannediyor. Bir eksiklik görünce de soğuyor” Siyasi liderlerin, İslami lider gibi algılanması yanlışın büyüğü müdür?
Bu ‘İslam’ı temsil hastalığından’ kaynaklanıyor. Zalim ve melun Yezid ile İslam alemine giren bir hastalık..Zalim Yezid, Ehlibeytin incisi örnek imam Hz. Hüseyin’i şehit etmek istiyordu çünkü korkunç hırsı vardı ve haseti.. Hz. İmam Hüseyin efendimizin Zalim Yezidi’n koltuğunda gözü yok ama yezid O'nu kıskanıyor. Demin dedim ya, bir ağabeyimiz çok alkış almamdan rahatsız oluyor diye, o gün de var bu kafa. Herkes Hz. Hüseyin’e teveccüh gösteriyor, Hz. Hüseyin’in eline sarılıyor, o krallar yapa yalnız kalıyorlar. İşte o yüzden ortadan kaldırılmalıydı diye düşündü. Ne yapması lazım? Kendine göre imza gerekiyordu, Hz Resullullah vefat edince, Hz. Ebubekir, halife-i resul imzasını kullandı. İslami lider değil, Resullulahın halifesi. Allah’ın halifesi de diyebilirdi. Allah’ın halifesi sıfatı, Ebubekir’e yakışırdı. Sonra Hz. Ömer bu ismi kullanmaktan çekindi. Hz. Ebubekir’e yakışır, imzasını küçülttü. “Müminler emiri” yaptı. Kral değil, sultan değil, ne büyük tevazu. Sonra Hz Osman ve Hz. Ali de aynı müminlerin emiri imzasını kullandılar. Yezid, katil olacak ya, ona Müslümanları kandıracak makamıyla zulmunü artıracak bir etkili unvan lazım. İmza lazım. “El halifetü zillullahi fil ard” Yani Allah'ın yeryüzündeki Halifesi imzasını İslam aleminde ilk kullanan Yezid'tir .Resulullah’ın halifeliğini de beğenmedi Yezid. Allah’ın yeryüzündeki gölgesi. Askerlerin Kerbelada Hz Hüseyin’i öldürmesinin sebebi, ben her ne kadar Hz. Hüseyin’i çok sevsem de Yezid Allah’ın gölgesi, ona karşı gelirsem cehenneme girerim korkusuydu. Yani Kalpler Hz. Hüseyin ile kılıçları ise iktidarın işgalcisi Yezid ileydi. Bugünkü bizim dışlanmamızdan tutun, cemaat ve tarikatlarda hesap soranları dışlamalarının sebebi bu anlayış. Liderler Allah’ın gölgesi yani temsilcisi zannediliyor. Ama o Allah’ın gölgesi temsilciliği hastalığı nereden geçti İslam alemine? Papaz ve Hahamlardan.. Peygamberlere gelen bütün dinlerin adı, İslam’dır. İslam dini, bu din temsilciliği oyunuyla Hıristiyanlığa ve Yahudiliğe döndürülmeye çalışilmıstır. Haham ve Papaz bu değiştirilen dinlerde Allah’ı temsil ediyor, Tevrat’ın haramını kaldırıyor, helalini kaldırıyor. 3000 sene Tevrat’ta, 2000 sene İncil’de, 1450 yıldır ve kıyamete kadar Kuran-ı Kerim’de yasak olan homoseksüelliği papazlar kaldırdı. Kiliselerde Erkekle erkeğin nikahı kıyılıyor, nasıl yaparsın sen bunu? İncil, ahlak kitabı. Papaz Allah’ın gölgesi diye değiştiriyor. İşte bu sapıklık bize Yezid’le geldi. Allah’ın gölgesi, Kuran’da, Rubibiyyet olarak ifade edilir.Yani Allah’ı dünya işinde devre dışı bırakıp Din adamlarını,Kral ve liderleri tek otoriter kılmak.

“İSLAMI BİZ TEMSİL EDİYORUZ” İDDİASI EN BÜYÜK TEHLİKEDİR.

İnsan, nasıl Allah’ın temsilcisi olur ki? Tövbe haşa. İslam temsil edilmez, İslam yaşanır. İslam bir çeşmedir, o temsil edilmez, bizdeki güzellikler o çeşmeden içtiğimiz su kadardır, bizdeki çirkinlikler o çeşmeden uzaklaştığımız kadardır. Islamı biz temsil ediyoruz iddiası tüm tarikatlar, mezhepler, partiler için en büyük tehlikedir. Liderinizi günahıyla sevseniz ne olur? Bir hatıramı anlatayım: Konya’da kızlarımızın ilahiyat-tıp fakültesinin yurduna sabah kahvaltısına çağırdılar. Hanımla beraber gittik. Konya İl Başkanı Zülfikar Gazi şahittir. Kızlar beni soru yağmuruna tuttu, milletvekili zamanlarımdı, “Hocam sizin kasetleriniz de bu davaya girdik, siz Merhum Özal’ın düğünlerinden bahsettiniz, bizim liderimiz de lüx düğünlere başladı. Ecevit yılbaşında evindedir, Hocamız Antalya’da, şurada, burada, neden? Hayal kırıklığına uğradık. Sevgimiz azalmağa başladı” dediler. Terlemeğe başladım. “Ne diyeyim?” dedim. “Hikmet var anlayamazsınız” desem, yalan. Zaten, Mürşit de bir yanlış gördük mü, “onu bilemezsiniz o keramettir” denirdi, günahın kerameti olur mu? Seni denemek için o günahı işliyor yani seni cehenneme koyacak, kendi cennete girecek? Liderler yanlış yaptı mı, hikmet var, feraset var, geminin önündedir vs…Allah aklıma getirdi kız talebelerin sorusuna cevaben dedim ki: ”Erbakan Hocamızı çok sevdiğimiz için onu ilahlaştırmayalım, putlaştırmayalım ve şirke girmeyelim diye Allah bize acıdığı için bizi şirkten kurtarmak için Hocama öyle günahlar işletiyor” dedim. Başladılar ağlamaya. “Hocam şimdi Hocamızı bize sevdirdin” dediler. Ben Merhum Erbakan Hocamı ve tüm mü’min kardeşlerimi günahıyla sevdim. Yanlışıyla hatasıyla sevdim. Ve sevmeye devam edeceğim. Çünkü gülü seven dikenine katlanacak. Peygamberler hariç günahsız kul olur mu?

“TUNCAY ÖZKAN’A TAYYİP ERDOĞAN’I SEVDİRECEK DEĞİLİZ”

Tuncay Özkan, Tayyip Erdoğan’dan lider olabileceğini ancak devlet adamı olamayacağını ileri sürerken, “O adam Şevki Yılmaz’ın bir kalem üstüdür.” tabirini kullanmıştı. Tayyip Erdoğan’ın İslam ülkelerinin lideri sayılması da yanlış o zaman?
Tabi. Zaten böyle bir iddiası da yok. Bu konuda meyveli ağaca taş atılır. İnsan sevdiğinin gözünde çirkinlik görmez, sevmediğini de dünya güzeli olsa sevmez. Özkan kardeşimize illa Tayip Erdoğan’ı sevdirecek değiliz, sevdiği zaman o güzelliği görür. Tuncay Özkan’ın konuşmalarına bakıyorum, lafı ile eylemi, nöbet tuttuğu yer tamamen tezat. Onun savunduğu Türkiye sevdası, mücadelesini yapan yer Türkiye’nin dinamiti Ergenekon çetelerinin olduğu yer olamaz.

“TAYYİP BEYİ KİMSE DÜNYA LİDERİ YAPMAK İÇİN YOLLARA ÇIKMIŞ DEĞİL”, ”SIRTIMDA O KADAR DAVA YÜKÜ VAR Kİ, OĞLUMU BİLE OMUZLAYAMAM”, "TAYYİP ERDOĞAN'IN YANLIŞLARI, İHANET DEĞİL, BEN ONU HATALARIYLA SEVİYORUM"

Tayyip Beyi kimse dünya lideri yapmak için yollara çıkmış değil. Ben kimseyi sırtımda taşıyacak hamal değilim. Sırtımda öyle bir dava yükü var ki, oğlumu bile omuzlayamam. O dava yükü bana çok daha mutluluk veriyor. İnsanlara hamallık yapacak değilim. Tayyip Bey bu ülkeye, bu vatana, bu millete hizmet ettiği sürece ona desteğim olur, bu milletin yüzünü güldürdüğü sürece. Yanlışlar yapmıyor mu, yapıyor, yapacak da ama yanlışları, ihanet değil, kul planındaki hatalardır. Ben O’nu da hatasıyla ve günahıyla seviyorum. Ve hiçbir zaman dalkavuğu değilim. En ufak yanlışında uyarıyorum, haber gönderiyorum. Mümin, müminin aynasıdır. Beni seven beni alkışlayan meth eden değil, beni kimsenin olmadığı yerde uyaran kardeşimdir. Rize’de Belediye Başkanı olunca bir danışman aldım kendime.. Dedim ki, “Senin iki görevin var, bir Rize’nin tamamındaki fakir yoksulları size emanet ediyorum, sobası tütmeyen, sofrasında yemek olmayan bir kişi duyarsam ahirette iki elim yakanızda olur.” Zabıtalara da bunu söylemiştim. Ôyle seyyar satıcıları kovalama görevinize son. Siz gece dolaşacaksınız, bacası tütmeyen evi tespit edeceksiniz zabıta olarak.Padişahım çok yaşa dedi, Osmanlı yaşamadı. “Gururlanma Padişahım senden büyük Allah var” dendiği zaman Padişahlar yanlışı az yaptılar. Osmanlı öyle yükseldi. Sen de bana, “Gururlanma Hocam, senden büyük Allah var” diye ölümü hatırlatacaksın” dedim. Liderlere böyle kişiler gerekiyor, uyarıcı olarak. Dalkavuk çok bulunur ama dost az bulunur. Uyarıya da katlanan Lider de az bulunur maalesef. Erbakan Hocam, uyarılardan kızmazdı katiyetle, gönül koymazdı. Tayyip kardeşimizde de aynı özelliği görüyoruz. İnşaalah değişmez.

“BUGÜN İKTİDARA VERILEN SEVGİ OYU, 12 HAZİRAN’DA KERAHATE DÖNER DİYE KORKUYORUM “

Seçimler yaklaşırken adaylarda aranacak vasıflar diye bir yazı kaleme almışsınız. Bu maddeler arasında dikkatimi çeken, liderlere değil emanetlere sahip çıkmalarıydı. Burada gönderme var mı?
Evet .Her Cuma günü Yeni Akit Gazetesinde yazıyorum.O yazılar www.habervakti.com 'da düzenli olarak yayınlanıyor. O yazılarımızdan biri de bahsettiğiniz adaylarda aranan vasıflar yazısıydı. Uyarı görevimizi yapmak için yazdık. Sonra kendi düşen ağlamaz. "Liderlerle beraber emanetlere sadık olacakların seçilmesi lazım." diye yazdım. Çünkü lidere sadakatin ölçüsü dalkavukluk değil, halkın emanetlerine ihanet etmemekten geçiyor. İnanç ve düşünce özgürlüğü, vatan, can, mal, çalışanların alınteri, nesil ve namus en büyük emanetlerdendir. İnsanın en iyi dostu, dürüst olandır. Yine diyorum ki, liderlere oy verirken, kişi sadece liderini sevdiği için değil adayı da sevdiği için oy versin. Bugün iktidara verilen sevgi oyu, kerahate döner diye korkuyorum 12 Haziran’da. Türkiye’nin şartları için oy veriyorum değil, yapılan hizmetlere teşekkür için oy veriyorum, kendine uygun, kendine ayna olacak adaylar koyduğu için de oy veriyorum” desin. Elim kırılsaydı da bu adaya oy vermeseydim ama mecburum Liderimi seviyorum dediği için oy vermesin, aday da güzel olsun. Geldiğinde serveti artmayacak, serveti azalmaya başlayacak adayları aramak lazım. Harcayacak. Biz milletvekili olduk, misafirhane tuttuk, Ankara’da. Rize’den gelen kişi otel aramıyordu, bedava yiyordu bedava içiyordu. Nasıl korunuyorsun diye sordun, işte onların duasıyla. Biz böyle milletvekili profili oluşsun istiyoruz, emanete hain olanların dostu değilim.

“KÜÇÜK PARTİLERE GİDECEK HER OY, ERGENEKON ÇETESİNİN İŞİNE YARAYACAKTIR”

Erbakan’ın ölümünden sonra, “ İslam alemi büyük bir değeri kaybetti. Ama hizmetleri, evlatlarıyla kıyamete kadar devam edecek” dediniz. Numan Kurtulmuş bir Evet cephesi ittifakı peşinde. SP, DP ve TP'nin görüşmelerinden şimdiye kadar bir sonuç elde edilemedi. Sizce Erbakan için, millet için, Saadet Partisi için en doğrusu ne?
Türkiye için. AK Partisi içinde değil, Türkiye için, dünya mazlumları için, Gazze’de bekleyenler için, Çeçen’deki mazlumlar için Türkiye’de böl, parçala, yut oyununa kimsenin gelmemesi lazım. Ergenekon çeteleri bekliyor, ekmeğine kimse yağ sürmesin. Bu birleşimlerden Allahın razı olma imkanı yoktur, mümkün değildir. Netice alınmayacak. Her bölünmede, küçük partilere gidecek her oy, Ergenekon çetesi, İttihak Terakkicilerin ve ihtilal heveslilerinin işine yarayacaktır.

“NUMAN KURTULMUŞ’A “ARAYAN DEĞİL ARANAN OL, ÜNİVERSİTEYE DÖN” DEDİM.”, ”BU BİRLEŞMELERDEN BİR ŞEY ÇIKMAZ, ÇATILAR BİRLEŞSE DE KİREMİTLER DAĞILIR”

Numan Beye de söyledim, Mekke’den mesaj çektim: ”Yanlış yapıyorsun, parti kurma, üniversiteye dön, arayan değil, aranan kişi ol” diye yazdım. Mesajda bunu söylemedim ama “bir pratisyensin sen, şu anda pratisyensin, teorisyen değil. Siyaseti anlatıyorsun, saha da yeterli tecrübe yaşamadın. Bir piş, devleti tanı, Türkiye arabasını sürmek kolay mı?” Tayyip Bey, Büyükşehir belediye başkanı olmasaydı, bu başarıyı gösteremezdi. Numan beyi çok severim, ahlakı çok güzel bir arkadaşımız ama bu birleşmelerden bir şey çıkmaz. Çatılar birleşse de kiremitler dağılacak, gidecek. Birleşmelerde, 2+2=4 etmiyor. Hepsinin toplam oyu 7 oluyor, birleşiyor 2’ye düşüyor. Neden? Zorla nikah olmaz. Ha iki yolu onlara tavsiye ederim. İlla iktidarla anlaşmak istemiyorlarsa bağımsız hareket yapsınlar, hiç olmazsa oyları boşa ve zarara gitmesin. Her yerde değil %90 çıkarabilecekleri yerlerde. Veya mevcut iktidara aday versinler, güçlensinler, birlikten kuvvet doğar. Hocamızı 12 Eylül’de cezaevine sokan, 12 Mart’ta muhtıra ile İsviçre’ye gitmesine mecbur bırakan bu cuntanın destekçisi partilerle nikah, meşru nikah mıdır, size soruyorum. Türkiye sevdası bizi kardeş eder ama koltuk sevdası bizi kör eder, birbirine düşman eder. Önce parti gözlüklerini çıkarıp, at gözüyle baksınlar. Çiftçiler ata gözlük takar çünkü Allah atı çok geniş görüşlü yarattı, gece de görür, gündüz de, sırtındaki yükü de görür. Yükünü görüp ürkmesin diye ata gözlük takarlar. Bu cemaatlere particilere bu gözlükleri takmışlar; tarikatçilik, meshepçilik mezhepçilik, particilik ve İslam’ı biz temsil ediyoruz gözlükleri…o gözlüklerden birbirini göremiyorlar. Bir gözlüğü atsalar, kardeşlerimize boşuna düşman olmuşuz diyecekler. Allah’ı sevenlerin birbirine düşman olması sünnetullaha aykırıdır. Dolayısıyla koltuğu severseler birleşemezler ama kalbe Allah sevgisi girerse birleşirler. Dolayısıyla benim tavsiyem,
Dünyayı cebimize, Allah’ı kalbimize!
Bravo, noktaladın.

“KÜRDE, KÜRTÇE KONUŞMAYACAKSIN DEMEK ZULÜMDÜR”

Biraz önce bahsettiniz ya böl, parçala, yut metodunndan. Bunu, Bir gün mutlaka’ isimli kitabınızda Irkçılık zehrini anlatırken kullanıyorsunuz. Peki Müslüman toplumlardaki ayrışmalar neden ve aynı kitapta, sihirler bölümünün altında, Türkçe ibadetten bahsederken“İlla Türkçe ezan, illa Türkçe ibadet diyorlarsa, o zaman Kürt kardeşlerimiz de ‘’biz de Kürtçe ezan ve Kürtçe ibadet istiyoruz’’ deme hakkına sahip olurlar, onlar da insan değil mi?” ifadeleri yer alıyor. Sizce Kürtler her isteklerinde haklı mı?
Müslüman olduğumuz için ayrışmıyoruz. Müslümanlık birleştiriyor, Müslümanlıktan uzaklaştığımız için ayrılıyoruz. Kuran, barıştırmak için geldi. Kürt kardeşlerimiz Allah’ın yarattığı kulları değil mi, Kürtçe Allah’ın yarattığı lisan değil mi? Bu insana gözünüze bez bağlayacağım, görmeyeceksin ayağını bağlayacağım yürümeyeceksin demek ne kadar zulümse, dili de mühürlemek o kadar zulümdür. Konuşmayacaksın! Senin Kürde, Kürtçe konuşmayacaksın demek, kişinin gözüne bez bağlamak kadar zulümdür. Mühim olan bunları sorun yapmamak. Bir gurup var, ırkçılığı istismar ederek, Türkleri Kürtlere düşman ederek Türkiye’yi parçalamak istiyor,diğer grupta Kürtleri Türklere düşman etmek için uğraşıyor.. her biri Ergenekon’un maşasıdır, Mossad’ın CİA ,nın kısaca Siyonizm’in maşalarıdır. Bunların Kürt ve Türk davalarıyla hiçbir ilgisi yok.

”KÜRT OLDUĞUNUZ İÇİN DIŞLANMIYORSUNUZ, BU ÜLKENİN İNSANI OLDUĞUNUZ İÇİN DIŞLANIYORSUNUZ”

Kürtlerin inandığı Rabbıyla, bu üstteki şebekelerin hiçbir ilgisi yok. Araştır, bak, çoğu Ateisttirler Şamanisttirler, Allah düşmanıdır, vatan düşmanıdır ama ırkçılık, birbirinin oksijenidir. Türkçülük yapanların oksijeni, Türkçülük yapanlardır, Kürtçülük yapanların oksijeni de Kürtün aleyhine propaganda: Kürtlere ev vermeyin, Kürtleri yanınıza yaklaştırmayın diye propaganda yaparlar…bunların hepsi fitnedir. Eğer Türkiye bu oyunu bozarsa, ırkçı partilerin hiç biri barajı aşamayacak Türkiye’de. Siz Dünyada bana gösterebilir misiniz, faşist partiler iktidarları devleti uzun ömürlü kıldı diye bir örnek? Bugün faşist Hitler olmasaydı, Almanya dünyanın en güçlü devletiydi. Irkçılık devletlerin belini kıran bir baltadır. Biz bu açıdan hak ve özgürlükleri kavga ile değil konuşarak, anlaşarak ve siyasi yoldan alın, diyoruz. Türkiye’de ezilen sadece Kürt değil ki. Yıllar önce biz doğudaki mitinglerde söyledik. Doğuda, sen zannediyorsun ki Kürdüm diye işsizsin, sen zannediyorsun ki Kürdüm diye yollarımız yapılmıyor. Yoo, Edirne’nin köyündeki de Antalya’nın köyündeki de işsiz. Sorun, Kürt sorunu değil, sorun; Türkiye’yi sömürge ülkesi yapmak isteyenlerin Türkiye’deki oynadıkları ihanetin bedelini birlikte ödeme sorunu. Bir mitingde demiştim ”Doğulu kardeşim Rize’yi görmedin, Başbakan Mesut Yılmaz çıkmış Rize’den, iki araba yan yana geçemez köy yollarında. Karadeniz’de iki havaalanı vardır, doğuda ise 10’un üstünde. Bir mitingde de, yol mu istiyorsunuz, Nemrut’un putunu bulun, hemen orası asfalt olur, demiştik.. Yani şunu söylemek isterim Kürt kardeşlerime:”Kürt olduğunuz için dışlanmıyorsunuz, bu ülkenin insanı olduğunuz için dışlanıyorsunuz”

“ŞEYTANA BAĞLI OLANLAR EMPERYALİST ÜLKE OLURLAR.”

Refah partisinin, 94-95 seçimlerinde, güneydoğuda, Kürt söylemleri, Orta Anadolu ve Karadeniz’de muhafazakar söylemleri, büyük kentlerde sol söylemleri kullanış amacınız Türkiye’yi kucaklamak mıydı?
Evet. Milli Birlik ve barışı temin etmek. Bir milletin kalkınmasının ilk şartıdır, kardeşlik ve barış. Terörün olduğu yerde kalkınma olmaz, olsa, Amerika kendi teröristini çıkarır Amerika’da. Neden yok çünkü Amerika, terör ülkesi olsa buraya gelecek askeri olur mu? Akdeniz’e gelebilir mi, gelemez. Amerika, kendi içinde Müslüman ve Yahudi’ye özgürlükleri vererek barışı sağlamış ki, Hindistan’a, Avustralya’ya kadar uzansın. Emperyalist ülkeler, iç barışı sağlayarak emperyalist ülkeler oldu. Ha biz barışı sağlayarak, emperyalist ülke mi olacağız? Haşa! şeytana bağlı olanlar emperyalist ülke olurlar. Allah’a bağlı olanlar emperyalizmin iplerini koparmak için aslan olurlar. Osmanlı aslanı hiç sömürmedi, devamlı taşıdı. Afrika’ya, dünyanın her yerine. Türkiyemiz yeniden bu nöbeti devir alacak inşallah.

“BİZ TAŞ ATMAYIZ, GÜL ATARIZ”

Star da Ergun Babahan, DTP’nin Şevki Yılmaz’ı diye bir yazı yazmış sizin için. BDP Milletvekili Bengi Yıldız gibi sizin de partinize yönelik hukuk dışı uygulamalara hak kazandıracak, onları hoş gösterecek söz ve tavırlar gösterdiğinizi aktarmış.
Talihsiz bir yazı. Hayatım boyunca bütün insanlığı barışa çağırmış bir kardeşinizim. Tek bir kavgam yok, kavga nedir bilmem. 35 yıllık evliyim, hanımımla bile kavgam yok, bazen kavga nasıl oluyor deneyelim diye şakalaşırız.Ergun Babahan, bizimle gelip bir çay içseydi, bu yazıyı yazmazdı.. Bir kere tanımadığınız dinlemediğiniz ve araştırmadığınız bir insan hakkında konuşmak çok çirkin bir davranış.. Bir hatıramı anlatayım. “Biz taş atmayız, gül atarız” Milli görüş merkezindeyiz bir gün. Bir kadın geldi, rahibe. Rahibe okulunun tam karşısına İslam merkezimizi açınca kızmış, koyu Hıristiyan, geldi taşladı camı. Ondan sonra ‘Çıkın buradan, teröristler’ diyerek bağırdı. Biz de dedik ki:”Gidin teyzenin yakasına bir gül takın” gönderdik görevlileri, taş attığınız yerden geliyoruz, size gül hediyesi yakanıza takmak istiyoruz, rahibe kadın ağlamaya başladı, arkamızdan geldi bahçeye, aynen şunu diyormuş Almanca:”Ben taş attım, onlar gül attı, böyle hediye paketleriyle döndüm.” Ondan sonra bir Kuran hediye etmiş arkadaşlar Almanca. Aylar sonra Müslüman oldu. Yani biz taşçılar değil, gülcüleriz. Gül peygamberin ümmetiyiz. Bu kardeşlerimiz bizi tanımıyor, şiirlerim de var:”Taş atana gül atalım, ordu millet kaynaşalım, dış güçleri çatlatalım, gelin canlar bir olalım” diye. Yıllarca konferanslarımızı şu cümlelerle bitiriyorduk.kasetlerimizde dinleyin. Bu kardeşim belki beni bir defa dinlemeden bunu kafadan atmış, benim üzüldüğüm star gibi bir gazetede bunu yazması. Kendisinden hala özür bekliyorum. Yahudi Milletvekili Cefi Kamhi o bizimle aynı insan hakları komisyonuna düştü, ödü koptu. Bu yazarımız da bilmeden ödü koptu. Ödü koptu, dedi ki, Hocam Allah Allah önce korktum Şevki Yılmaz Yahudi düşmanı nasıl bir arada yaşarız komisyonda, baktım güler yüzlü, Yahudi mahudi ayırmadan mazlumları destekliyorsunuz, seninle arkadaş olur muyum dedi? Günler sonra siz Yahudilere neden düşmansınız sen ve Erbakan Hoca diye sordu “Bak bunu da aynı medya ağzı ile yazıyorsun, biz Yahudilere, bir ırka düşman olsaydık ırkçı parti milletvekili olurduk, biz Yahudi’ye düşman olsaydık, Firavun’u alkışlardık, İsrailoğullarına ne iyi yaptın diyen kafir olur, Kuran-ı Kerim sizi tutturuyor İsrailoğulları ile Firavun savaşında. Biz Yahudi’ye düşman olsaydık Hitleri alkışlardık, sizi yaktı Türkleri Arapları yakmadı, Hitleri lanetliyoruz Firavun size zulmetti, bize zulmetmedi, ama sizi tuttuk, o gün Firavun zalimdi, siz köleydiniz sizi tuttuk, bugün siz Filistin’de Firavunlaştınız, Arap mazlum oldu, biz Arap’ı tutuyoruz, ırka düşman değiliz, zulme düşmanız, Araplar ilerde iktidarar olduktan sonra gücüne güvenip size zulmetmeye kalkarsa Allah yine bize sizi tutturur” dedim. Bunu duyunca şok oldu. Bu konuşmayı Tel Aviv parlamentosunda yapar mısın? dedi. Yaparım dedim, izin almış diye duydum ama sonra 28 Şubat olayı buharlaşınca gidemedik.

“O GÜNLER ARABAYI DOLDURMA DÖNEMİYDİ ŞİMDİ DİKKATLİ SÜRME ZAMANI”

Geriye dönüp baktığınızda:” Biz Kur'an nizamından yüz çevirenlerden, ülkesinde Allah Resulü yetkisiz kılanlardan mutlaka hesap soracağız” gibi söylemlerinizden pişman mısınız? Bugün daha yumuşatılmış ve geçirgenliği olan sözler mi tercihiniz?
O günkü şartlar, araba doldurma dönemiydi, araba sürme ile araba doldurma ayrıdır. Vatandaşlar kendi arabası diye mason arabalara binmiş yıllarca. Arabanın camı da çok kalındı, ses geçirmiyor, çok kalındı, inin aşağı, inin aşağı, arabadan indirdik elhamdüllilah, şimdi arabaya yolcu bindi, konuşma değil, dikkatli sürme dönemindeyiz.

“KEMAL KILIÇDAROĞLU!!12 HAZİRAN’DA KAPANACAKSIN, HİÇ ŞANSIN YOK”,"KILIÇDAROĞLU'NUN SLOGANLARI HALKI KANDIRMASIN"

Din istismarı konusunda, ‘Din cepte nasıl olsa bozdur bozdur harca’ şeklinde yorumunuz var. Bunu da CHP, Altı okuna çarşafı alarak uydurmaya çalıştı. Sizce cebindeki bozuklukları bitirdi mi CHP?
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, keşke bizim gibileri danışman alsaydı, bu yanlışlıkları yapmaz ve CHP milli bir parti olurdu. İsmine layık bir parti olurdu. Diyor ki, “herkese özgürlük vereceğim.” Versene! Ne bekliyorsun ki 12 Haziran’ı? İzmir Belediyesine telefon et, paso almak isteyen başörtülü kızları kovdurtma, hadi! Belediyelere bağlı, başörtülü kızların hepsini attılar, Maltepe’de, Kartal’da. Mescit kapatıyorsun Kemal!!! Haberin yok mu? Kapattırıyorsun, Allahın evini kapattırıyorsun, onun için 12 Haziran’da da kapanacaksın, hiç şansın yok başaramayacaksın. Allahın en kızdığı husus, (buna kendi nefsim de dahil) ‘Rabb torpilsiz ilah demek” Allah kimseye torpil etmez, Allah’ın şımarık kulu yok, Müslümanlık şımarma sebebi değildir. sorumluluğun artması demektir. İsmin Kemal, ne güzel isim, olgunluk ifade eder, Kemal’e doğru konuşmak yakışır. Sloganlar halkı kandırmasın. Bunlar seçime kadar halkla beraber, seçimden sonra halkımızı sömürenlerle beraber, nöbet değişimi seçim akşamı oluyor. Ya olduğun gibi gözük, ya gözüktüğün gibi ol.

“CHP DELİĞİNDEN ISIRILMAZ BU MİLLET”

Cenabı Hak, ayette diyor ki:”Yapamayacağınızı neden söylüyorsunuz, Allah katında kullarımı kandıranların bir değeri yok” Bu sadece Kemal bey için değil, hepimiz için geçerli. Seçim beyannamelerimize yapamayacağını yazmayacaksın. Ama milletimiz aldanmaz. Peygamber Efendimiz: “Bir mümin iki defa yılan deliğinden ısırmaz” diyor. CHP deliğinden ısırılmaz bu millet. Kendini değiştirmedikçe, tarihiyle hesaplaşmadıkça, 80 yıllık CHP tarihinde yaptığı yanlışlardan ve ihanetlerinden dolayı seçimden sonra özür dilemedikçe ve eylemini kendi belediyelerinde ortaya koymadıkça değiştiğine halkımızın inanıp teveccüh etmesi mümkün değil.

“BAŞ ÖRTÜSÜNÜN MECLİSE GİRMESİ KONUSUNDA DİKKATLİ OLMALIYIZ”

Başörtünün meclise girmesi konusunda ne diyeceksiniz?
Başörtülü kardeşlerimizin meclise girmesi konusunda dikkatli olmalıyız. Eğer girecekse, maçın birinci devresi bile oynanmadan kırmızı kart yiyen Merve Kavakçı aday yapılmalı. Rahmetli Erbakan hocamızın kızlarından biri ve rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun muhterem eşi, ömürlerini bu mücadeleye vermiş insanlara bir vefa göstergesi olarak meclise girebilmelidir. Fakat kanaatimce bu konuda biraz daha sabır gerekli. Sabır acıdır, meyvesi tatlıdır.

Paylaşım Tarihi:01/08/2020
Haber Görselleri
  • 28 Şubat, Ergenekon'nun Odalarından Biridir
     

Twitter Paylaşımları

 

Bizden haberdar olmak için Tıklayınız