Gerçek iyilerden olabilmek!..

Her işimizde ve her şeyimizde ölçümüz ve ilkemiz sadece ve sadece İslam nizamı ve düzeni olmadıkça madden ve manen aradığımız berekete ve huzura, beklediğimiz izzete ve istiklale asla kavuşmamız mümkün değildir! 

Tuttuğumuz oruçlarımızla ve kıldığımız namazlarımızla Allah’ımıza karşı kulluk görevlerimiz bitmiyor! Aksine herkese örnek olacak şekilde sorumluluklarımız daha da artıyor!

Aşağıda tefsiriyle beraber uzunca yazdığımız Anayasamız ve Ana Hayat Yasamız Kur’an-ı Kerim’den okuyacağımız ilahi fermanın ve ilahi ihtarın gereği olarak dini, vatani, vicdani, nefsi ve nesli sorumluluklarımızı bilmeden ve yerine getirmek için birlikte seferberlik şuuruyla var gücümüzle çalışmadan namazlarımız, oruçlarımız, hatta haccımız ve umrelerimiz bizi dünyada da ahirette de acı neticelerden asla koruyamaz! Çünkü gökyüzünde uçan kuştan, yeryüzündeki canlı cansız tüm varlık âlemine kadar cümle mahlukat Müslümanlara emanet edilmiştir!

Yeryüzündeki tüm zalim ve cani bozgunculara, tahribatçılara, beden ve ruh işgalcilerine karşı tüm yaratılanı ve özellikle insanlığı korumak için çalışmak Müslümanın kulluk görevi ve nöbetidir! 

“(Ey Müslümanlar!) Gerçek hayır ve iyilik, hakiki Müslümanlık ve insanlık sadece yüzünüzü doğuya veya batıya çevirmeniz, Allah katında bir iyilik, bir erdemlilik değildir. (Namazda yüzünüzü şuursuzca Kâbe’ye veya başka bir yöne çevirmeniz yahut buna benzer ibadetleri şuursuzca yerine getirmeniz, sizi iyiliklere, güzelliklere ulaştırmadığı takdirde ne erdemli olmanızı sağlar, ne de size Allah katında değer kazandırır.)  

Asıl iyi kişi odur ki;

Allah’a (ve O’na inancın gereği olarak) Ahiret gününe, Meleklere, (Aslı muhafaza edilen)Kitablara ve Peygamberlere (ve onların Allah’tan getirdikleri İslam dinine ve düzenine samimiyet ve teslimiyetle) iman eden kişidir asıl iyi ve hakiki mümin! 

Yüreğinde dünya malına karşı sevgi duymasına karşın, sırf Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için, malının bir kısmını yakınlara (akrabaya),yetimlere (kimsesizlere ve dullara), miskinlere (dertlerini anlatamayan yoksullara) yolda kalmışlara, (sahipsiz sokak çocuklarına ve evsizlikten sokaklarda yatanlara) bizzat dilekçeyle veya sözle yardım isteyenlere ve gerek köleleri (suçsuz yatan mahkûmları) Azad ederek, borç altında esir olanlara vererek, gerekse insanın boynuna geçirilmiş sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik... Kölelik ve sömürü zincirlerini kırarak kölelerin özgürleştirilmesi uğrunda seve seve harcar.

Namazlarını erkânına, şartlarına, vaktine riayet ederek aşikâre kılanlar, vicdanlarını, servetlerini, sosyal bünyelerini arındıran, berekete vesile olan zekâtını verenler,

Bir de, söz verdiği zaman sözünde duranlar; sıkıntılara sabrederek mücadele edenler, hastalığa, açlığa, mallarına ve canlarına gelen zarara tahammül edenler, harbin şiddetli zamanında sabrederek savaşanlar ve kararlı davrananlardır. İşte o gerçek iyi kişiler; imanlarında samimi doğru sözlü ve sözünün eri olan sadık müminlerdir! Ve işte onlar Allah’a sığınarak emirlerine yapışanlar, günahlardan arınıp, azaptan korunanlar, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranan, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan iyilik taraftarı iyi ve erdem sahibi muttaki mü’minlerdir.”

(Bakara S.177. Ayeti Kerime) ilahi mesajı biz Müslümanlara bu görevleri yüklemektedir!

İyi ferdin ve iyi ailenin görevi budur! İyi İktidarın ve iyi muhalefetin görevi budur! İyi Belediyelerin ve iyi muhtarların görevi budur! İyi bürokrasinin ve iyi yargının, iyi eğitim kadrolarının ve iyi tüccarların görevi budur! 

Yani istisnasız her yerde, her şeyde ve her zaman  “Halıka ta’zım (sadece Allah’ımıza kulluk), mahlûkata şefkat (Yaratılanlara sevgi ve merhamet), Din, ırk, mezhep ayırımı yapmadan tüm mazlumlara sadakat, güzel ahlak ve terbiye ile toplumu huzur ve mutluluğu için Dünya’da iyiliğe ve sonsuz hayat ahirette de iyiliğe hazırlamaktır!” 

Ve tam bir asırdır zulüm karanlıkları içinde adeta mumla aradığımız bu çıkarsız iyiliğin, merhametin, sevginin, saygının, yardımlaşmanın, dayanışmanın ve kaynaşmanın kaynağı da sadece ve sadece Yüce Dinimiz İslam’dır!

Allah’ım! Yer’den yiyenleri en sonunda yerin yiyeceğini unutmadan tüm yeryüzü mazlum biçarelere, yoksullara, yolda kalmışlara, evsizlere depremzedelere mağdur ve mazlumlara bilhassa Filistin özellikle Gazze kahramanlarına ve Kassam Mücahidlerine mali sorumluklarımızı yerine getirerek, namazlarımızı kılmamızı ve oruçlarımızı tutmamızı ihsan buyur!

“Allah’ım, Sen affedicisidir! Kerimsin cömertsin merhametlisin ve affı, bağışlamayı seversin bizi affeyle!” dualarıyla oruçlarımızı açabilmeyi, namazlarımızı bu şuurla kılabilmeyi zekâtlarımızı ve diğer hayırlarımızı tüm mağdur ve mazlumlara gönülden severek verebilmeyi lütfeyle! 

Allah’ım! İkram ettiğin sayısız ve sonsuz nimetlerinin en büyüğü din, adil devlet, vatan, can, namus, bereket, birlik ve kardeşlik nimetlerinden biz Müslüman kullarını mahrum eyleme! Müslümanları bu nimetlerden mahrum etmek için uğraşan hainlere, zalimlere ve gafillere fırsat verme! Amiin

Nefsimizde, ailemizde ve ülkemizde “İslam Sözleşmesi”nin uygulanması, Mescid-i Aksa’mızın, Osmanlıcamızın özgürlüğü, tatil olması dileğiyle Cuma Bayramımız ve Kur’an Ayımız Ramazan-ı Şerif’imiz mübarek olsun. 

Selam sevgi ve duayla

1922 yılında Rize'den İzmit'e göç eden eski Karamürsel Müftüsü Ali Efendi'nin (r.a.) oğlu Şevki Yılmaz; 1955`de İzmit`te doğdu. İlkokulu 1967`de İzmit`te bitirdi. 1973 yılında İzmit İmam-Hatip Lisesi'nden mezun olduktan sonra, Derince Lisesi`ni de dışardan bitirdi. 1974 yılında MSP-CHP koalisyonunda, Adalet Bakanlığı Özel kalemi olarak görev yaptı. Şevki Yılmaz, İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü`nden 1980 yılında mezun oldu. Fakülte yıllarında Kartal Müftülüğünde Murakıp olarak memuriyet hayatına devam etti.